Eski Köye Yeni Adet

Amacım zaten oldukça kabarık olan mevcut arşive bir tane daha “eski çamlar bardak oldu” yazısı eklemek veya “nerde o eski bayramlar” havasında nostaljik takılmak değil. Müzikle içli dışlı biri olarak müzik alışverişi alışkanlıkları açısından eski ve yeniyi karşılaştırmak istedim sadece. Daha doğrusu okuduğum bir yazı beni buna sevketti. Konuyu bu açıdan ele almak hem ilginç geldi, hem de kafamdakileri toparlayıp yazıya dökmenin fikirlerimi netleştirmesi açısından bana da yardımı olabileceğini düşündüm.

Karşılaştırdığım dönemler de esasen birbirinden çok uzak dönemler değil. Aralarında en fazla 6-7 sene olan iki dönemden bahsedeceğim bu yazımda. Böylece, okurlar da –yaşları ne olursa olsun- kendilerini bu konuya fazla yabancı hissetmeyeceklerdir, sanıyorum. Bir de şunu belirtmekte yarar var; yazacaklarım tamamen kişisel, kimsenin, piyasa trendlerini falan anlatmak için yola çıktığım gibi yanlış bir varsayıma kapılmasını istemem.

 

   
 

Son zamanlarda, gerek yerli gerek yabancı pek çok neşriyatta bu konunun işlendiğini görüyorum. Bunlar, genellikle müzik ve teknoloji yayınları da olsa, bakıyorum da zaman zaman daha genel konuları ele alan dergiler de mevzuya bir yerden bulaşıyor. Ne de olsa, ilginç ve de nispeten yeni bir ilgi alanı. Kimileri i-pod gibi yeni kuşak müzik dinleme araçlarını tanıtır ve bunların nimetlerinden bahsederken, diğerleri sanal müzik aleminin cazip alışveriş ortamından söz ediyor. Teknoloji yazarları, bu yeni trendleri keşfetmenin ve bizzat uygulamanın verdiği gizli bir gururla yazılarını klavyeye alırken, müzik yazarları ise genelde olaya daha başka bir açıdan -bence “analog”- yaklaşıyorlar ve eskiyi özleyen bir tutum içinde konuyu ele alıyorlar.

 

Ben teknolojiyi de müziği de yakından takip eden biri olarak açıkçası tam ne yazarı olduğumu bilemiyorum. Ama bu yazıyı Jazz Dergisi’nde yazmakta olduğuma göre, müzik yazarı kimliğim herhalde daha ağır basıyordur. “Müzikte yeni açılımları, teknolojik gelişmeleri nasıl karşılıyorum, eski durumlarla kıyaslayınca ortaya hüzünlü bir nostalji mi çıkıyor yoksa işimiz mi kolaylaştı” sorularının cevaplarını şu an ben de bilemiyorum. Dedim ya, bu yazı dağınık fikirlerimi derleyip toparlamakta bana da çok yardımcı olacak!

 

Eskiden yeni albümleri mahallenin tanıdık dükkanlarından alırdım. Özellikle, o zamanlar oturduğum Anadolu yakasında gittiğim bir iki yer vardı. O kadar sık ziyaret edince dükkan sahipleriyle doğal olarak ahbaplık da kurmuştum. İlgi alanıma giren yeni bir şey çıkar çıkmaz beni ararlardı. Yeni albümleri almadan önce dükkanda istediğim kadar dinleme lüksüm olurdu. Hatta alıp daha sonra beğenmezsem iade bile edebilirdim. Ellerinde olmayan albümleri sipariş ettiğimde de ne yapar eder, bunları en kısa zamanda tedarik ederler ve böylece kendi stoklarına da çeşitlilik getirmiş olurlardı. Kısacası, bu ziyaretler, her iki taraf için de hem verimli hem de faydalı olurdu.

 

Yurt dışına çıkabildiğimde ise kendimi ilk olarak attığım yerler Virgin Megastore veya Tower Records gibi hiper müzik marketleri olurdu. Sadece müzik albümleri değil, kitap, dvd, video da satan bu yerlerde oturup karnınızı doyurabileceğiniz bir cafe de olurdu genellikle. Böylece, sabah girip nerdeyse akşam çıktığım bu ziyaretler seyahatlerimin en hoş anılarını da oluştururdu.

 

Internette ticaretin yaygınlaşmasıyla birlikte bu bahsettiğim dükkanlardaki stoklar giderek azalmaya ve harcıalem bir seçkiden ibaret olmaya başladı. Seneler geçtikçe, sanal müzik ticareti dünyasında atılan her yeni adım adeta bu tarafta aynı oranda bir gerilemeyi karşılıyor olmuştu. Yurtdışına en son gittiğimde ise artık hiç bir mega müzik dükkanına gitme ihtiyacını duymamıştım. Stokları yarı yarıya azaltılmış, katları boşaltılmış ve pek kimse uğramadığı için cafesi bile kapatılmış bu gibi yerlere gitmek son zamanlarda bana iyice hüzün vermeye başlamıştı çünkü.

 

Öte yandan, bu kaçınılmaz son yaklaşmadan epey önce başlamıştı benim internet maceram. Tam 7 senedir- nerdeyse tüm müzik alışverişimi internet üzerinden (ağırlıklı olarak www.amazon.com) yapıyorum. İlginç bir ikili sanal ilişki bizimki! 7 sene içinde geldiğimiz noktaya bakıyorum da epey uyumlu bir çift oluşturmuşuz. İlişkimizin başlarında, ona nelerden hoşlandığımı söylemiş, ne tür müzikleri dinlediğimi işaretlemiş ve “şu müzisyenlerin yeni albümleri çıkarsa bana haber ver” demişim ve o da bu ricamı hiç atlamadan yerine getirmiş. Beraberliğimizin ilk yıllarının acemiliğini üzerimizden attığımızda ise bakıyorum da benim artık ona pek bir şey söylememe gerek bile kalmamış. Kah geçmişte yaptığım ve çetelesini tuttuğu alışverişlerime bakarak, kah sitesinde gezinirken ilgilendiğim sayfalara çerezler (cookie) yerleştirerek ilgili bir eş gibi zaman içinde beni, daha doğrusu tercihlerimi –sadece müzikte değil, kitap ve film konularında da- mükemmelen tanımış.

Bazen öyle yerinde tavsiyelerde bulunuyor ki şaşırıp kalıyorum. “Madem geçmişte bu albümleri aldın, şunları da sevebilirsin” veya “Senin aldığın bu albümleri alanlar bak bir de şunları aldılar” yollu tavsiyeler son zamanlarda hedefini pek şaşmıyor artık. Görüyorum ki gittiğim o eski dükkanlardaki dostlarımdan daha iyi tanıyor artık beni. İlk yılların komik acemiliğinden –örneğin, labrador retriever cinsi köpekler hakkında bir kitap alınca, bana günlerce Kanada’daki Labrador kentiyle ilgili önerdiği çeşitli turistik eşyaları hala gülümseyerek hatırlıyorum- hakikaten artık eser yok. Ee, ne de olsa 7 senelik, hemen her gün çok yoğun bir şekilde varlığını sürdürmüş bir ilişki bu, üstelik hiç kırgınlık da yaşanmamış.

Tabi ki öğreneceği çok şey de var bu sanal dostumun. Aldığım albümleri elektronik müzayedelerde satmayacağımı, hatta hayatta elden çıkaracağım en son şeyler olduğunu hala daha öğrenemediği belli. Çünkü siteye her girişimde bana böyle bir kazanç yolunun olduğunu hatırlatmaktan hiç usanmıyor!

Bu sanal alışverişte ben yine de tek bir yere bağlı kalmamayı yeğliyorum. Yerli ve yabancı jazz dergilerinin önerilerini de yakından takip ediyorum. Ama tabi bu öneriler Amazon veya benzeri sitelerdeki gibi şahsıma özel değil. Uzun listeleri elemek zorunda  kalıyorum. Sırf dergiler değil tabi, müzikteki gelişmeleri www.allmusic.com gibi kapsamlı müzik sitelerinden de kontrol ediyorum.

 

Eski köye yeni adet belki ama ben galiba halimden epeyce memnunum. Yani bu analizden o çıkıyor! Benim gibi, kalabalıkların, zorlama ortamların adamı değilseniz, internetten alışverişin bir artısı daha var; tamamen kendi kendinizesiniz, karışanınız, edeniniz yok. İsterseniz, sabah üstünüzde pijama, elinizde kahve ile evinizden de sipariş yapabilirsiniz, işinizde üzerinde çalıştığınız bütçenin excel tablosunun yanına açtığınız küçük pencereden de. Ne derseniz deyin, bu lüks benim için son derece önemli ve değerli işte!

 

Eskiden dükkanda seçtiğiniz albümleri kasaya götürdüğünüz an heyecan biterdi. Halbuki internet siparişlerinde macera –seçtiğiniz teslim metoduna bağlı olarak- birkaç gün veya hafta devam ediyor. Bunun da tüm bu işleme ayrı bir heyecan kattığını söylemem lazım.

Bu arada, itiraz edenleriniz olacaktır. İnternet üzerinden tek alışveriş yolu bu mu diye? Elbette değil, pek çok siteden bedelli veya bedelsiz sıkıştırılmış formatta (mp3) parçalar indirmek mümkün. Bana gelince, ben bu konuda biraz tutucuyum sanırım. Elimde orijinal albüm olsun isterim. O nedenle pek zorda kalmadıkça bu yola başvurmam. Gerçi Apple firmasının kurduğu “i-tunes” isimli müzik alışveriş sitesi Türkiye’ye de açık olsa, belki oraya da zaman zaman takılırdım, ancak i-tunes, değil Türkiye, Avrupa’nın belli başlı 2-3 ülkesine bile daha yeni açtı kapılarını. I-tunes’un en çok ilgimi çeken tarafı, albümleri daha ucuza alma seçeneği sunmasından değil, daha çok katma değerinden. Mesela Brad Mehldau son albümü “Live in Tokyo” yu çıkardığında albüm Amazon’da 14 dolar civarında iken, i-tunes’dan satın aldığınızda sadece 5-6 dolar tasarruf etmekle kalmıyordunuz, dilerseniz yine Amazon fiyatını ödeyip albümde bulunmayan parçalarla iki misli uzun bir “Live in Tokyo” ya sahip olma fırsatını da yakalıyordunuz.[1] Bu i-tunes’a özel bir promosyondu ve o zaman bu siteye erişimi olan Amerikalı jazz-severlere gıpta ettiğimi hatırlıyorum.

Şimdi sadece bu tip ticari siteler değil, pek çok jazz müzisyeninin sitelerinden de mp3 parçalar indirilebiliyor, daha fazla müziksevere erişebilmek için giderek daha çok müzisyenin başvurduğu bir yol bu. Hatta www.digital-music-archives.com gibi bazı sitelerde tüm bir konseri bedelsiz olarak  indirmek bile mümkün.   

 

Gördüğünüz gibi, İnternette seçenekler sonsuz ama baştan anlaşmıştık sizinle, yazı benim tercihlerim üzerineJBenim tercihim de kendini belli etti zaten. Anlaşılan, aslında eskiyi pek de aramıyorum. Zaten çok darda kalsam, kaliteli servis veren, yaratıcı ve esnek bir seçim sunan müzik dükkanları hala mevcut elbette. Ama sanırım ben bulunduğum yerin rahatlığında  sipariş vermeyi tercih ediyorum. Hatta bu seçeneğin öyle ağır basan avantajları ve insanı alışveriş yapmaya davet eden cazip yönleri var ki, zaman zaman, postadan gelen ve henüz açmaya bile fırsat bulamadığım için günlerdir odamda duran jelatin kaplı albüm tepeciklerine bakıp hayıflandığım da olmuyor değil!

Hakikaten bazen merak ediyorum, acaba artık hangisi daha fazla zevk veriyor, yeni gelen albümleri dinlemek mi? Yoksa internette çeşitli yollardan izlerini sürüp sipariş etmek mi?” Acaba zaman zaman araç –ya da bir şeyi elde etmenin hırsı- amacın önüne mi geçiyor,  bizlerden “korkunç  koleksiyoncular” mı yaratıyor? Açıkçası, bilemiyorum, ama keyfim yerinde, bilmek istediğimi de pek sanmıyorum!

 


 

[1] Albümdeki en çarpıcı ve uzun parçalardan biri olan “Paranoid Android”in albümün  i-tunes’un özel versiyonunda yer almadığını belirtmek istiyorum.

anasayfa