|
|
![]() |
||
|
ŞU “JAM BAND” DEDİKLERİ... |
|||
![]() |
|
"Jam band" adını ilk kez Medeski Martin and Wood‘un “Shack-man” isimli albümüyle birlikte duymuştum. Yani bu tarz müziği çalanlara verilen bir isimdi. Shack man, son derece funky, soul-jazz, hip-hop karışımı bir müzik. Albüm boyunca arka planda kendini hissettiren “groove” a duyarsız kalmak pek mümkün değil, yani birazcık dans etmeyi seviyorsanız.. Bu albümü takip eden “Combustication”ı da beğenince, kendimi bir anda "jam band" olarak kategorize edilen grupların albümlerini toplarken buldum. Işte Rockin’ Teenage Combo, Jiggle The Handle, The String Cheese Incident, The Jazz Mandolin Project, Greyboy Allstars gibi gruplarla tanışmam böyle oldu. Biraz bu işin içine girince de sadece yeni bir tarz müzikle değil, yeni bir alt-kültürle, adeta 69’ların “Woodstock Nation” ına benzer bir fenomenle karşı karşıya olduğumuzu anladım. |
|
Dinleyici Kitlesi
Kendilerine
“Jam Nation” adını veren bu akımın takipçileri “Neo/Nouveau hippie” yani
“yeni hippi” denilen gençler. Bunlar belli bir sosyal ortamın parçaları,
büyük bir ailenin fertleri adeta. Müzik konusunda hiç önyargılı değiller,
konserlere belli bir beklentiyle gitmiyorlar. Bir “jam band” elemanı
kendisiyle yapılan bir röportajda şöyle tarif ediyor dinleyicileri :
“45 dakika durmadan doğaçlama yapsak ve bu arada davulcumuz sadece üçgen
çalsa bile umurlarında değil. Bize böylesine esneklik tanıyorlar.
Doğaçlama yapmak için bundan daha mükemmel bir ortam olabilir mi?”
"Jam band" lerin
çaldıkları müziğin pek çok adı da var: jam rock, groove rock, hippie jam
aesthetic, groove nation aesthetic....Müzik her zaman olmasa bile
çoğunlukla dans edilecek ritimlerden oluşuyor. Canlı, neşeli, hareketli
bir müzik bu... karamsarlığın zerresi yok. Jam Rock, bir nevi, 90’ların
rock müziğine alternatif.
“Çalarken, bir bakıma müziği kendi haline bırakıyoruz ki
organik olarak gelişsin, esneyebildiği kadar esnesin, ucu artık nereye
giderse!”
Bunlar, en çok canlı müzik ortamıyla bağdaşan özellikler olduğu için bir
çok albüm de konser albümü olarak piyasaya çıkmış zaten. “...Ve işte bu
yeni hippiler de bizim müzikal maceramıza, keşif misyonumuza ortak
oluyorlar, doğaçlamalarımızın bir parçası onlar!” Müzik Tarzı
Shack man’den bahsettim. Ama Medeski Martin & Wood’un
müziği kesinlikle tek başına bu türü temsil etmiyor. Aslında belki de hiç
bir grup temsili değil konu müziğe gelince. Niye mi? Gelin jam rock
gruplarından rastgele 3 örnek dinleyelim: Strangefolk, String Cheese
Incident ve Soulive. Birbirinden bu kadar farklı 3 müziği zor bulursunuz:
biri bluegrass, diğeri psychedelia, öbürü R&B ve soul. Bunlarla da
bitmiyor, birkaçını daha inceleyin; caz, blues, rock, hatta country ve
etnik müziğin örneklerini göreceksiniz.
Örnekler verirken usta gitarist John Scofield’in 98’de
çıkardığı ve Medeski Martin & Wood’la birlikte çaldığı “A Go Go” isimli
albümüne değinmeden geçemeyeceğim. Bu da basbayağı bir jam rock örneği
idi. “Jam rock” hayranı “yeni hippiler” ilk kez oldukça caza dönük bir
albüm dinliyorlardı. İşin komik tarafı da, yaşları John Scofield’i
tanımaya yetmediğinden, onu, Medeski Martin & Wood’la yeni çalışmaya
başlayan yetenekli bir gitarist sanıyorlardı.
Öte yandan, bu grupları
birleştiren en belirgin şey doğaçlamaya verdikleri “süper önem”. Tabi
başka ortak noktaları da var:
hepsi çok yoğun bir şekilde
turneye çıkıyor ve konserler veriyor, pek çoğunun daha albümü bile yok. Peki bu müziğe caz
denilebilir mi? Eğer caz, günümüz genç müzisyenlerinin yaratıcı, sınır
tanımayan müziğine verilen bir isimse, evet!. Eğer, caz “kişisel ifade ve
yorum” ise evet. Yani bence evet, neden olmasın?
Değişik Bir Tanıtım
Stratejisi Bu grupların ortak ve en ilginç
özelliği de, albüm çıkaracak maddi birikimleri pek olmadığı için, çareyi
bir karavana atlayıp, Amerika’yı A’dan Z’ye dolaşmaları ve istekli
gördükleri klüp ve üniversite kampüslerinde konser vermeleri. Böylece bu
gruplar, kendilerini tanıtmaya tabandan başlıyorlar ve dinleyici
kitlelerinin büyüklüğü onları giderek albüm yapmaya cesaretlendiriyor ve
herşey yolunda giderse, radyo istasyonlarında da müzikleri çalınmaya
başlıyor. Yani, onlarınki günümüzde uygulanan yolun tam tersi, ama daha
sağlam, çünkü albümleri daha çıkmadan evvel oldukça büyük bir dinleyici
kitlesine kavuşmuş oluyorlar. "Jam band" ler cazı
fildişi kulesinden aşağıya, yeniden sokaklara; gençliğin ve açık
fikirlerin, yepyeni, yaratıcı düşüncelerin bulunduğu yere indiriyorlar.
Argüman şu: son 15-20
yıldır caz genç kuşaklara hitap edemiyor. Nedenlerinden biri ise caz
kulüplerinin ciddi pahalılıkları ve bir o kadar da ciddi, ağırbaşlı
havası.
İşte "jam band" ler bu
soruna çareyi bulmuş gözüküyorlar: cazı yeniden popüler müzik kültürüyle
tanıştırıyorlar. Ama aynı zamanda yeni etkileşimler de getiriyorlar: rock,
funk, dünya müziği, bluegrass, hip-hop ve diğer türleri de bir araya
getirerek yeni tonlar, ritimler ve armonilerle doğaçlamanın sınırlarını
genişletiyorlar....ve en önemlisi gençler onlara ulaşabiliyor. Yaratıcı Dağıtım Kanalları
Internet bu ortam için olmazsa olmaz bir unsur. Çünkü
burası gençlerin "jam band" lerle ilgili bilgileri ve en önemlisi bu
konserlerde yaptıkları kayıtları birbirleriyle değiş tokuş ettikleri yer.
Bu gruplarla geleneksel cazcılar arasındaki fark burda da ön plana çıkıyor
tabi. İkinci grup için “dolandırılmak” anlamına gelen bu olgu, "jam band"
ler için “ana pazarlama stratejisi”. Konserlerinin seyirciler tarafından
kaydedilmesi ve bir nevi takas yapılması sayesinde seslerini çok büyük ve
genç bir izleyici kitlesine duyurabiliyorlar çünkü.
Hayranlar aralarında ve özellikle Internet üzerinde
yaptıkları bu değiş tokuş ile aslında bu gruplar için büyük sevaba
giriyorlar. Çünkü geniş bir dağıtım kanalına sahip bir plak şirketinin
yapabileceğinin çok daha fazlasını yapıyorlar bu yeni gruplar için.
Dinleyiciler açısından bakıldığında ise bu değiş tokuşun
birinci nedeni albüm satın alma masraflarından kurtulmaksa, diğer
nedenleri de yeni grupları keşfetmek ve müziği ilk elden dinleyip
değerlendirmesini yapabilmek. Ne kadar fazla hayran olursa, "jam band"
ortamı da o kadar büyüyor; daha fazla kaset alışverişi yapılıyor ve
Amerika’nın en ücra köşelerinde normal şartlar altında seslerini
duyuramayacak olan gruplar bir bir “keşfediliyor”. Bu “yeni hippiler”in
adeta yaşam biçimi. Onlara “aidiyet” hissi veriyor tüm bunlar... bir
sosyal gruba, müzik ortamına ait olma hissi.
Onları en cezbeden şeyse, bu ortamdaki yenilik ve risk
faktörleri. Yenilik; çünkü dinledikleri müziğin başka kaydı henüz yok,
yani yepyeni. Risk; çünkü ellerine geçen kaset onlara geleceği parlak,
yeni bir grubun müjdesini de verebilir, bir müddet kulağı tırmaladıktan
sonra kendini çöpte de bulabilir. Geçmişi
Bu müzik yoktan
varolmadı elbette. 60’lı ve 70’li yıllardan tanıdığımız Grateful Dead, bu
akımın dedeleri sayılıyor. Sonra meşale, müziği bariz Grateful Dead
etkileri taşıyan ve cesur doğaçlamalarıyla tanınan “Phish” e
devrediliyor.
Fakat her
ikisi de daha çok rock olarak sınıflandırılan gruplar bunlar. Jam Rock’ta
caz ‘sound’unun gerçekten hissedilir hale gelmesini ise ilk kez Medeski
Martin & Wood’da görüyoruz ve aslında bu yeni müzik akımının babaları
sayılıyorlar pek çok müzik otoritesine göre. İşin ilginç tarafı buna
nerdeyse tek karşı çıkan kendileri!
“Şahsen
‘jam band’ lafından nefret ediyorum... biraz küçümseyici hatta aşağılayıcı
bir anlamı var sanki!”
diyor grubun klavyecisi John
Medeski bir dergiyle yaptığı söyleşide ve kendilerini bir "jam band"
olarak görmediklerini tekrarlıyor. Ama sıcak “crossover” tarzları
sayesinde caz kulüplerinin sınırlı müdavimlerinden daha genç, yeniliklere
açık ve çok daha büyük bir kitleye hitap etmeye başladıkları da su
götürmez bir gerçek.
Amerika’da
orta büyüklükteki yerlerde çalıyorlar ve kasetleri konserleri biter bitmez
Phish’ten Sun Ra’ya kadar geniş bir yelpazede değiş tokuş için Internet’te
yerlerini alıyor. “Biz konserler vermek için yollara düştüğümüzde henüz
bu "jam nation” dedikleri ortam oluşmamıştı. Ama Phish ve Acquarium Rescue
Unit gibi grupların arkalarına çeşitli radyoların ve MTV’nin devasa
desteğini almadan yollarına devam edebildiklerini görüyorduk. Bu tabi
bizim için önemli bir motivasyon oluyordu, ama müzikal açıdan değil sadece
ticari yaklaşım olarak.” diye ekliyor Medeski.
"Jam band" leri takip etmeye ve Açık Radyo’daki programımda çalmaya devam edeceğim, müziklerindeki bu yaratıcılık, süregelen devinim devam ettikçe. Sanırım bu grupların felsefesi ünlü caz klavyecisi Sun Ra’nınki ile çakışıyor: “Güneş her seferinde farklı doğar ve farklı batar. Öyleyse, ben niye aynı kalayım? |
|||