USTA BASÇI CHARLIE HADEN’IN ŞARKI SÖYLEDİĞİNİ DE BİLİYOR MUYDUNUZ?

 



 

Açık söyleyeyim ben bilmiyordum ta ki geçtiğimiz yıl son albümü “The Art Of the Song”u dinleyene kadar! Albümdeki son parçayı seslendiren kendisi. Dinleyince “Yazık etmiş, bunca zaman bizi bu güzel sesinden mahrum etmiş” demiyorsunuz belki. Ama daha 5 yaşındayken, hepsi birer müzisyen olan aile fertleriyle birlikte radyo ve televizyon programlarına çıktığını, konserler verdiğini, fakat 15 yaşında geçirdiği çocuk felci nedeniyle ses tellerinin zedelendiğini ve kısa süren “şarkıcılık” serüvenine trajik bir şekilde veda etmek zorunda kaldığını öğrenince, şimdi 65 yaşında olan basçının bu deneyiminin onu hangi buruk hatıralara götürmüş olabileceğini anlıyor ve “Wayfaring Stranger” ı defalarca dinlemek istiyorsunuz.. “Wayfaring Stranger” hüzünlü bir geleneksel şarkı. Müziğe dikkatli bir şekilde kulak verince seslendirenin aslında küçük Charlie olduğu duygusuna kapılıyorsunuz...Haden’ın sesi öylesine kırılgan...öylesine ürkek...yumuşak ki.
 
 
99’un 14 Kasım akşamı, nerdeyse “uçağımın tozu”yla kendimi New York’un önde gelen caz klüplerinden biri olan Iridium’da buldum. "Jet-lag...Met-lag"... önemli mi? Charlie Haden’ın son albümü “The Art Of The Song” u tanıtmak için verdiği bir dizi konserin Kenny Barron ile olan gecesini yakalamıştım...kaçıramazdım. Küçücük klübe ayak bastığımda barda Charlie Haden ve Kenny Barron’ı sohbet ederken gördüm. Barron elinde içkisi, Haden ise bir bardak suyu –tövbekar bir uyuşturucu bağımlısı olarak herhalde uyuşturucu ve sigaraya karşı olduğu kadar içkiye de sıcak bakmıyor diye düşündüm- konser saatlerini bekliyorlardı.

Masam, şansıma sahnenin hemen önündeydi ve 1.5 saat süren konserlerini büyülenmişçesine izlerken “İyi ki Haden’ın kulağında tıkaç var” diye düşündüm..yan masalar öylesine gürültülü ve saygısızlardı ki.

Konserlerinde sadece Haden’ın son albümünü çalmadılar, “Beyond The Missouri Sky” ve “None But The Lonely Heart” tan da parçalar dinlettiler bize. Onları tebrik ederken, keşke Açık Radyo’daki programım için bir röportaj yapsaydım ikisiyle de diye düşündüm. Ama ne onlardan böyle bir izin almıştım ne de yanımda kayıt cihazım vardı. Konserlerinin üç gün daha devam edeceğini bildiğimden o hafta içinde başka bir akşam daha hazırlıklı gelip bu röportajı yapmayı aklıma koydum. Ama elbette önce izin ve randevu almak lazımdı. Charlie Haden çok yumuşak başlı ve ikna edilebilir gözüktüğünden “geldiğimde herhalde beni kırmaz” özgüveni içinde, daha zorlu biri gibi gözüken Kenny Barron’dan binbir rica bir randevu koparabildim. Ama bir şartla... En geç akşam 8’de orda olacaktım ki 8.30 da başlayacak olan konserlerine gecikmesinler. Konser sonrası ise yorgun olacaklarından röportaj kabul edemeyeceklerdi.

2 gün sonra, arabayla en fazla 15 dakika uzaklıkta olan otelimden -koşuşturma olmasın diye- tam 7’de çıktım ve inanılmaz bir Cuma gecesi trafiğiyle karşı karşıya kaldım. Hem yağmur başlamıştı hem de başkan yardımcısı Al Gore New York’ta bulunduğundan bazı caddeler trafiğe kapatılmıştı. 55 dakika –bana bir ömür- yolda geçirdikten sonra dayanamayarak, cadde ortasında taksiden fırlayıp, bardaktan boşanırcasına bir yağmur altında hedefime doğru koşarken, Kenny Barron o “yukardan bakan” ifadesiyle gözümün önüne geliyor ve bu kadar erken davranmama rağmen geç kalmama mı, yağmur altında ıslanmış bir sıçana dönmeme mi yoksa hepsinden acıklısı röportajı büyük bir olasılıkla kaçırmış olmama mı üzüleyim çıkaramıyordum. 8.10 da klübe girdiğimde bir görevli beni durdurarak ne istediğimi sordu. Ben de “Charlie Haden ve Kenny Barron’la röportaj yapacaktım” dedim. “Biliyorlar mı” diye sordu. “Elbette” dedim. “Peki o zaman adınızı verin, Bay Haden’a geldiğinizi haber vereyim” dedi. “Hayır”, dedim utanarak “aslında o değil de Bay Barron biliyor konuyu”. “Üzgünüm o zaman” dedi. “Çünkü bu geceden itibaren Bay Haden, Kenny Barron ile değil Benny Green ile çalacak ve Bay Haden’dan randevu almak ve röportaj yapmak için de artık çok geç, zaten birazdan da sahneye çıkacak” dedi. Çabalarım buraya kadarmış diye düşünüp üzgün bir şekilde ne yapmam gerektiğini kestirmeye çalışırken, karşıma birden kulisteki odasından Charlie Haden çıktı. Bir nefeste derdimi anlattım. Meğer onun hakkındaki ilk intibam ne kadar isabetliymiş; teklifimi hemen kabul ederek beni odasına götürdü ve tanıdığım en mütevazi insanlardan biri olan Charlie Haden’la yaptığım röportaj da işte böyle maceralı bir şekilde başlamış oldu:

Bay Haden geçen akşam sizi burda Kenny Barron ile çalarken dinlemek benim için çok büyük bir zevkti. Sanırım bu konserleri son albümünüz “The Art Of The Song” un tanıtımı için veriyorsunuz. Albüme baktığımda, bestelerden kimisi sizin, kimisi film müzikleri, bazıları da Ravel ve Rachmaninov’un. Bu albümde bir de geleneksel bir parça var ve burda siz de şarkı söylüyorsunuz. Şarkı söylemek sizin için bir ilk mi?
Hayır. Ben çok küçükken, annem ve babam Amerikan folk müziği söylerlerdi. Nashville, Tennesse’de “A Grand Ol’ Opry” şovunda yeralmışlardı. 2 yaşından 15 yaşına kadar ailemle birlikte çıktığım radyo programlarımız vardı ve ben bu şovlarda hep şarkı söylerdim. Ama daha sonraları çocuk felcine yakalandım, ses tellerim zedelendi ve artık şarkı söyleyemez oldum. İyileştiğimde ise ilgim tamamen caza kaymıştı ve tüm enerjimi kontrbas çalmaya yönlendirmiştim. Geçenlerde biri benden yeniden şarkı söylememi istedi. Ben söyleyebileceğimden emin değildim. Israr edince, denedim, ama sanırım sonuç çok iyi olmadı. Fakat, Shirley Horn “Bunu muhakkak kaydetmelisin” deyince işte bugünlere geldik.

Shirley Horn böyle konuştuysa muhakkak iyi söylemiş olmalısınız!
Sanmam. Tahminim, Shirley Horn bana karşı sadece nazik olmaya çalışıyordu.

Shirley Horn ve Bill Henderson da bu albümde yeralmışlar. Bu isimler sizin için ne ifade ediyor?
Bu iki isim her zaman benim en büyük favorilerim arasında yer almıştır. Günümüzde Billie Holiday düzeyinde şarkı söyleyen çok az kişi var. Sanırım bunlardan biri Shirley Horn, diğeri de Bill Henderson. Bill Henderson yıllar önce bir çok albüm çıkarmış olan efsanevi bir şarkıcıdır. Şimdi ise zamanını daha çok Los Angeles’ta oyunculuk yaparak geçiriyor. Ama ben onu yeniden şarkı söylemeye ikna ettim. Öte yandan zaten uzun zamandır Shirley Horn’la bir albüm yapmak istiyordum. Sonunda ikisi de kabul ettiler. Ama herşeyden önemlisi onlara ilham da vermiş olmalıyım ki ortaya böyle müthiş bir performans çıkardılar.

Bu albüm gerçekten çok yönlü bir çalışma. Burada size aynı zamanda bir yaylılar orkestrası da eşlik ediyor.

Quartet West’le yapmış olduğum “Always Say Goodbye” ve “Now Is The Hour” isimli albümlerimde de yaylılarla birlikte çalmıştım. Ayrıca bir Klasik Müzik bestecisi olan Gavin Bryers’la yapmış olduğum “Farewell To Philosophy” isimli bir klasik müzik albümü var. Orda da yaylılar kullandım. Yaylıları her zaman sevdim.

"Yaylıları her zaman sevdim” derken Charlie Haden’ın ses tonunda sanki bir “yukardan bakma” seziyorsunuz. Onun için enstrümanların anası “bas”. Bas olmayınca Charlie Haden için müzik, müzik olmaktan çıkıyor. Basın, müziğin ruhu olduğunu düşünüyor. Ona bu enstrümanı da kendisi gibi bir basçı olan annesi sevdirmiş.Tam da bu anda aklıma 1-2 hafta evvel piyasaya çıkmış olan Michael Brecker’ın son albümü “Time Is Of The Essence” geliyor... hani basın yeralmadığı, gerektiğinde Larry Goldings’in Hammond orguyla bu görevi devraldığı albüm...acaba bu konudaki fikrini alsam mı?... Kararım bir sonraki soruya geçmek oluyor.

Siz Türkiye’ye İstanbul Caz Festivali kapsamında gelmiştiniz galiba?
Evet ama ben İstanbul’a zaten pek çok kez geldim. En son geçtiğimiz Mart ayında (1999) Quartet’imle birlikte yine ordaydık.

1986 da kurmuş olduğunuz grubunuz Quartet West hala aynı müzisyenlerden mi oluşuyor?
İlk davulcumuz Billy Higgins’ti. Sonra aramızdan ayrıldı, çünkü vaktinin önemli bir bölümünü Cedar Walton’la çalışarak geçiriyordu. Şimdiki davulcumuz Larance Marable. Kendisini kadroya aldığıma çok memnunum. Çünkü biz gençken de beraber çalıyorduk ve kendisi çok iyi bir davulcudur. Charlie Haden için tanıdığı ve kendisiyle benzer müzikal değerleri paylaşan müzisyenlerle çalmak çok önemli. Ama yaptığı müzik hep bir farklılık sunmalı. “Now Is The Hour”, “Haunted Hearts” albümleriyle Hollywood’a gönderme yapan, son albümüyle vokalin önde olduğu caz klasiklerine yer veren Haden’ın gelecekteki projeleri arasında tango ve flamenko albümleri yapmak var.

Siz kendiniz gibi büyük isimlerle çalıştınız genellikle. Bunların arasında favorileriniz var mı?
Hepsi favorim. Beraber çaldığım herkesten birşeyler öğrendim ve çok usta müzisyenlerle çalıştığım için de kendimi çok talihli hissediyorum. Ama Charlie Parker’la çalışmış olmayı çok isterdim, Django Reinhardt ve Bud Powell ile de..

Albümleriniz arasında en beğendiklerimden biri de Pat Metheny ile yapmış olduğunuz “Beyond The Missouri Sky”. Yine çok beğendiğim Kenny Barron ile de çalışmalarınız var. Çok iyi bir piyanist. Ama sanırım bu gece sizinle çalmayacak.
Hayır. Çünkü bu klübün sahibi benim değişik insanlarla çalmamı istedi. Ben de aslında buna sevindim. Bu gece çalacağım Benny Green ile daha önce hiç çalmadım. Ama çalışına her zaman hayran olmuşumdur ve hep çalışmak istemişimdir. Kısmet bugünmüş. Son zamanlarda genç piyanistlerden en çok kimi beğendiğini sorduğumda şu cevabı alıyorum. “Brad Mehldau. Bence son zamanların en yaratıcı müzisyenlerinden biri.” Bu konuda Charlie Haden’la hem fikir olmak hoşuma gidiyor.

Charlie Haden’la röportajımız bittiğinde sanki bir meditasyondan çıkmış gibiydim. Haden son derece sakin, kontrollü ve etrafa pozitif enerji yayan bir insan. Sahnede de kulaklarında tıkaçlar, kendisini çevresindeki herşeyden soyutlamış bir şekilde müziğine konsantre oluyor. Gözleri sadece parçalar bitip alkışlar başladığında açılıyor yoksa hep kapalı ...kontrbası adeta ilk defa eline alıp onu keşfetmeye çalışan duyarlı bir genç müzisyen gibi. Aklıma bir röportajında söyledikleri geliyor: " Benim için müzikte daha evvel denenmeyeni yapabilmek esastır... Daha önce olmayan bir şeyi keşfetmek... Çaldığın her nota için hayatını riske etmek ve her notanın gerçekten hakkını vermek. Müzik, eğer insanların hayatını olumlu bir şekilde etkileyebiliyorsa, insanların, aslen varolan, ama o veya bu nedenle unuttukları bazı değerlerinin farkına varmalarına yardımcı olabiliyorsa hedefine ulaşmış demektir. Benim de Charlie Haden olarak hedefim, mümkün olduğu kadar çok insana, mümkün olduğu kadar güzel müzik yapmaktır.”


Anasayfa