| 99’un 14 Kasım
akşamı, nerdeyse “uçağımın tozu”yla kendimi New York’un önde gelen
caz klüplerinden biri olan Iridium’da buldum.
"Jet-lag...Met-lag"... önemli mi? Charlie Haden’ın son albümü “The
Art Of The Song” u tanıtmak için verdiği bir dizi konserin Kenny
Barron ile olan gecesini yakalamıştım...kaçıramazdım. Küçücük
klübe ayak bastığımda barda Charlie Haden ve Kenny Barron’ı sohbet
ederken gördüm. Barron elinde içkisi, Haden ise bir bardak suyu
–tövbekar bir uyuşturucu bağımlısı olarak herhalde uyuşturucu ve
sigaraya karşı olduğu kadar içkiye de sıcak bakmıyor diye
düşündüm- konser saatlerini bekliyorlardı.
Masam, şansıma sahnenin hemen
önündeydi ve 1.5 saat süren konserlerini büyülenmişçesine izlerken
“İyi ki Haden’ın kulağında tıkaç var” diye düşündüm..yan masalar
öylesine gürültülü ve saygısızlardı ki.
Konserlerinde sadece Haden’ın son
albümünü çalmadılar, “Beyond The Missouri Sky” ve “None But The
Lonely Heart” tan da parçalar dinlettiler bize. Onları tebrik
ederken, keşke Açık Radyo’daki programım için bir röportaj
yapsaydım ikisiyle de diye düşündüm. Ama ne onlardan böyle bir
izin almıştım ne de yanımda kayıt cihazım vardı. Konserlerinin üç
gün daha devam edeceğini bildiğimden o hafta içinde başka bir
akşam daha hazırlıklı gelip bu röportajı yapmayı aklıma koydum.
Ama elbette önce izin ve randevu almak lazımdı. Charlie Haden çok
yumuşak başlı ve ikna edilebilir gözüktüğünden “geldiğimde
herhalde beni kırmaz” özgüveni içinde, daha zorlu biri gibi
gözüken Kenny Barron’dan binbir rica bir randevu koparabildim. Ama
bir şartla... En geç akşam 8’de orda olacaktım ki 8.30 da
başlayacak olan konserlerine gecikmesinler. Konser sonrası ise
yorgun olacaklarından röportaj kabul edemeyeceklerdi.
2 gün sonra, arabayla en fazla 15
dakika uzaklıkta olan otelimden -koşuşturma olmasın diye- tam 7’de
çıktım ve inanılmaz bir Cuma gecesi trafiğiyle karşı karşıya
kaldım. Hem yağmur başlamıştı hem de başkan yardımcısı Al Gore New
York’ta bulunduğundan bazı caddeler trafiğe kapatılmıştı. 55
dakika –bana bir ömür- yolda geçirdikten sonra dayanamayarak,
cadde ortasında taksiden fırlayıp, bardaktan boşanırcasına bir
yağmur altında hedefime doğru koşarken, Kenny Barron o “yukardan
bakan” ifadesiyle gözümün önüne geliyor ve bu kadar erken
davranmama rağmen geç kalmama mı, yağmur altında ıslanmış bir
sıçana dönmeme mi yoksa hepsinden acıklısı röportajı büyük bir
olasılıkla kaçırmış olmama mı üzüleyim çıkaramıyordum. 8.10 da
klübe girdiğimde bir görevli beni durdurarak ne istediğimi sordu.
Ben de “Charlie Haden ve Kenny Barron’la röportaj yapacaktım”
dedim. “Biliyorlar mı” diye sordu. “Elbette” dedim. “Peki o zaman
adınızı verin, Bay Haden’a geldiğinizi haber vereyim” dedi.
“Hayır”, dedim utanarak “aslında o değil de Bay Barron biliyor
konuyu”. “Üzgünüm o zaman” dedi. “Çünkü bu geceden itibaren Bay
Haden, Kenny Barron ile değil Benny Green ile çalacak ve Bay
Haden’dan randevu almak ve röportaj yapmak için de artık çok geç,
zaten birazdan da sahneye çıkacak” dedi. Çabalarım buraya kadarmış
diye düşünüp üzgün bir şekilde ne yapmam gerektiğini kestirmeye
çalışırken, karşıma birden kulisteki odasından Charlie Haden
çıktı. Bir nefeste derdimi anlattım. Meğer onun hakkındaki ilk
intibam ne kadar isabetliymiş; teklifimi hemen kabul ederek beni
odasına götürdü ve tanıdığım en mütevazi insanlardan biri olan
Charlie Haden’la yaptığım röportaj da işte böyle maceralı bir
şekilde başlamış oldu:
Bay Haden
geçen akşam sizi burda Kenny Barron ile çalarken dinlemek benim
için çok büyük bir zevkti. Sanırım bu konserleri son albümünüz
“The Art Of The Song” un tanıtımı için veriyorsunuz. Albüme
baktığımda, bestelerden kimisi sizin, kimisi film müzikleri,
bazıları da Ravel ve Rachmaninov’un. Bu albümde bir de geleneksel
bir parça var ve burda siz de şarkı söylüyorsunuz. Şarkı söylemek
sizin için bir ilk mi?
Hayır. Ben çok küçükken, annem ve babam Amerikan folk müziği
söylerlerdi. Nashville, Tennesse’de “A Grand Ol’ Opry” şovunda
yeralmışlardı. 2 yaşından 15 yaşına kadar ailemle birlikte
çıktığım radyo programlarımız vardı ve ben bu şovlarda hep şarkı
söylerdim. Ama daha sonraları çocuk felcine yakalandım, ses
tellerim zedelendi ve artık şarkı söyleyemez oldum. İyileştiğimde
ise ilgim tamamen caza kaymıştı ve tüm enerjimi kontrbas çalmaya
yönlendirmiştim. Geçenlerde biri benden yeniden şarkı söylememi
istedi. Ben söyleyebileceğimden emin değildim. Israr edince,
denedim, ama sanırım sonuç çok iyi olmadı. Fakat, Shirley Horn
“Bunu muhakkak kaydetmelisin” deyince işte bugünlere geldik.
Shirley
Horn böyle konuştuysa muhakkak iyi söylemiş olmalısınız!
Sanmam. Tahminim, Shirley Horn bana karşı sadece nazik olmaya
çalışıyordu.
Shirley
Horn ve Bill Henderson da bu albümde yeralmışlar. Bu isimler sizin
için ne ifade ediyor?
Bu iki isim her zaman benim en büyük favorilerim arasında yer
almıştır. Günümüzde Billie Holiday düzeyinde şarkı söyleyen çok az
kişi var. Sanırım bunlardan biri Shirley Horn, diğeri de Bill
Henderson. Bill Henderson yıllar önce bir çok albüm çıkarmış olan
efsanevi bir şarkıcıdır. Şimdi ise zamanını daha çok Los
Angeles’ta oyunculuk yaparak geçiriyor. Ama ben onu yeniden şarkı
söylemeye ikna ettim. Öte yandan zaten uzun zamandır Shirley
Horn’la bir albüm yapmak istiyordum. Sonunda ikisi de kabul
ettiler. Ama herşeyden önemlisi onlara ilham da vermiş olmalıyım
ki ortaya böyle müthiş bir performans çıkardılar.
Bu albüm gerçekten
çok yönlü bir çalışma. Burada size aynı zamanda bir yaylılar
orkestrası da eşlik ediyor.
Quartet West’le yapmış olduğum
“Always Say Goodbye” ve “Now Is The Hour” isimli albümlerimde de
yaylılarla birlikte çalmıştım. Ayrıca bir Klasik Müzik bestecisi
olan Gavin Bryers’la yapmış olduğum “Farewell To Philosophy”
isimli bir klasik müzik albümü var. Orda da yaylılar kullandım.
Yaylıları her zaman sevdim.
"Yaylıları her zaman sevdim” derken
Charlie Haden’ın ses tonunda sanki bir “yukardan bakma”
seziyorsunuz. Onun için enstrümanların anası “bas”. Bas olmayınca
Charlie Haden için müzik, müzik olmaktan çıkıyor. Basın, müziğin
ruhu olduğunu düşünüyor. Ona bu enstrümanı da kendisi gibi bir
basçı olan annesi sevdirmiş.Tam da bu anda aklıma 1-2 hafta evvel
piyasaya çıkmış olan Michael Brecker’ın son albümü “Time Is Of The
Essence” geliyor... hani basın yeralmadığı, gerektiğinde Larry
Goldings’in Hammond orguyla bu görevi devraldığı albüm...acaba bu
konudaki fikrini alsam mı?... Kararım bir sonraki soruya geçmek
oluyor.
Siz
Türkiye’ye İstanbul Caz Festivali kapsamında gelmiştiniz galiba?
Evet ama ben İstanbul’a zaten pek çok kez geldim. En son
geçtiğimiz Mart ayında (1999) Quartet’imle birlikte yine ordaydık.
1986 da
kurmuş olduğunuz grubunuz Quartet West
hala aynı müzisyenlerden mi
oluşuyor?
İlk davulcumuz Billy Higgins’ti. Sonra aramızdan ayrıldı, çünkü
vaktinin önemli bir bölümünü Cedar Walton’la çalışarak
geçiriyordu. Şimdiki davulcumuz Larance Marable. Kendisini kadroya
aldığıma çok memnunum. Çünkü biz gençken de beraber çalıyorduk ve
kendisi çok iyi bir davulcudur. Charlie Haden için tanıdığı ve
kendisiyle benzer müzikal değerleri paylaşan müzisyenlerle çalmak
çok önemli. Ama yaptığı müzik hep bir farklılık sunmalı. “Now Is
The Hour”, “Haunted Hearts” albümleriyle Hollywood’a gönderme
yapan, son albümüyle vokalin önde olduğu caz klasiklerine yer
veren Haden’ın gelecekteki projeleri arasında tango ve flamenko
albümleri yapmak var.
Siz
kendiniz gibi büyük isimlerle çalıştınız genellikle. Bunların
arasında favorileriniz var mı?
Hepsi favorim. Beraber çaldığım herkesten birşeyler öğrendim
ve çok usta müzisyenlerle çalıştığım için de kendimi çok talihli
hissediyorum. Ama Charlie Parker’la çalışmış olmayı çok isterdim,
Django Reinhardt ve Bud Powell ile de..
Albümleriniz arasında en beğendiklerimden biri de Pat Metheny ile
yapmış olduğunuz “Beyond The Missouri Sky”. Yine çok beğendiğim
Kenny Barron ile de çalışmalarınız var. Çok iyi bir piyanist. Ama
sanırım bu gece sizinle çalmayacak.
Hayır. Çünkü bu klübün sahibi benim değişik insanlarla çalmamı
istedi. Ben de aslında buna sevindim. Bu gece çalacağım Benny
Green ile daha önce hiç çalmadım. Ama çalışına her zaman hayran
olmuşumdur ve hep çalışmak istemişimdir. Kısmet bugünmüş. Son
zamanlarda genç piyanistlerden en çok kimi beğendiğini sorduğumda
şu cevabı alıyorum. “Brad Mehldau. Bence son zamanların en
yaratıcı müzisyenlerinden biri.” Bu konuda Charlie Haden’la hem
fikir olmak hoşuma gidiyor.
Charlie Haden’la röportajımız
bittiğinde sanki bir meditasyondan çıkmış gibiydim. Haden son
derece sakin, kontrollü ve etrafa pozitif enerji yayan bir insan.
Sahnede de kulaklarında tıkaçlar, kendisini çevresindeki herşeyden
soyutlamış bir şekilde müziğine konsantre oluyor. Gözleri sadece
parçalar bitip alkışlar başladığında açılıyor yoksa hep kapalı
...kontrbası adeta ilk defa eline alıp onu keşfetmeye çalışan
duyarlı bir genç müzisyen gibi. Aklıma bir röportajında
söyledikleri geliyor: " Benim için müzikte daha evvel denenmeyeni
yapabilmek esastır... Daha önce olmayan bir şeyi keşfetmek...
Çaldığın her nota için hayatını riske etmek ve her notanın
gerçekten hakkını vermek. Müzik, eğer insanların hayatını olumlu
bir şekilde etkileyebiliyorsa, insanların, aslen varolan, ama o
veya bu nedenle unuttukları bazı değerlerinin farkına varmalarına
yardımcı olabiliyorsa hedefine ulaşmış demektir. Benim de Charlie
Haden olarak hedefim, mümkün olduğu kadar çok insana, mümkün
olduğu kadar güzel müzik yapmaktır.” |