|
Caz
niçin sevdirilmeli, dinletilmeli?
Aslında bu
sorudan caz kelimesini çıkarıp daha genel bir özne koyarak da işe
başlayabiliriz. Özelden genele doğru bir yol çizersek, bu soru
klasik müzik niçin sevdirilmeli? şeklini alabilir veya çok
daha genel olarak müzik üstünde durulabilir. Hatta sanatın
başka dallarına da atlanabilir, mesela Resim niye sevdirilmeli?
diye bir soru hiç de garip kaçmaz herhalde; aynen Klasikler niye
okunmalı? sorusunun da garipsenmeyeceği gibi.
Tabi cevap
açık ve net: Böylece, bireyler, seçeneklerinin, onlara yazılı,
görsel ve işitsel medyada sunulandan çok daha çeşitli ve kapsamlı
olduğunun farkına varabilsin, zevklerini onlara dayatılanlarla
değil, bizzat kendilerinin oluşturduğu derin bir havuzdan
esinlenerek şekillendirebilsinler, ufuklarını genişletebilsinler
diye.
Ben diğer
soruların cevaplarını uzmanlarına bırakıyorum ve bu yazıda caz
niçin ve nasıl sevdirilmeli/dinletilmeli konusuna odaklanmak
istiyorum.
Bana bu
soruyu soranları iki kategoriye ayırabilirim: Bir grup var ki,
sınırlı sayıda ve kulaklarını pek de zorlamayan tarzda birtakım caz
albümleri dinlemiş, burdan cesaretle bazı başka belli ki bu defa
onları oldukça zorlayan- albümler edinmiş ve tam da bu nedenden caz
deneyimleri oracıkta sona erme tehlikesiyle karşı karşıya olan
kişilerden oluşuyor. Öte yandan, cazın zaman harcayarak öğrenmeye,
benimsenmeye değer ilginç bir müzik olduğunu kavramış olan bu
kişiler, yanlış albümlerle başlayıp cazdan soğumak yerine, nasıl
daha doğru bir yol izleyebileceklerini merak ediyorlar. Böylesine
idealist bir tutumu çok takdir ediyorum elbette, ama ikinci grup var
ya, işte ben esas onlara hayranım.
Bu ikinci
grup, cazı zaten severek hem de pek çok severek- dinleyen ama
yakınlarından biri genellikle hayat arkadaşları- sevmediğinden, bu
hobiyi onlarla paylaşamamanın üzüntüsünü çekenler. Paylaşma benim
için olduğu gibi pek çok insan için hemen herşeydir. Paylaşamadıktan
sonra hiç bir şeyin tadı olmaz, ne yenilen nefis bir yemeğin, ne
seyredilen güzel bir filmin, okunan iyi bir kitabın, doğanın,
müjdeli bir haberin ve tabi müziğin. Beni sekiz sene kadar önce bir
program teklifiyle Açık Radyonun kapısına götüren de işte böyle bir
paylaşma tutkusuydu. Dinlediğim o olağanüstü müzikleri yakın çevrem
dışında da birileriyle paylaşmak istiyordum. Ben şanslıydım, eşim de
caz meraklısıydı. Ama çevremdeki cazsever arkadaşlarımın çoğu benim
kadar şanslı değillerdi. Bırakın sevdiği bir parçayı eşine
dinletmenin hazzını, müzik dinleyecekse odasına hapsolması gereken
dostlarım vardı. Hatta, Evde onca albüm var, yine niye gereksiz
para harcadın? tarzı şikayetlerden bunaldığı için aldığı albümleri
eşinden saklayan, evde onlara gizli bir bölme açanları biliyorum. Bu
eşler arasında büyük tartışmalara yol açan, onları birbirlerinden
soğutan önemli bir konudur. O nedenledir ki eğer bir dinleyicim veya
okurum eşime nasıl sevdirebilirim caz müziğini? diye bir soru
soruyorsa, bence o kişinin eşine sevgisini, aşkını hiç sorgulamamak
gerekir. O kadar sevmekte ve önemsemektedir ki eşini, çok büyük
keyif aldığı müziği ne pahasına olursa olsun ona dinletecek ve
bundan duyulacak muazzam hazzı ille de onunla paylaşacaktır. Bundan
büyük bir aşk, bundan hülyalı bir romantizm olur mu?
Caz
nasıl sevdirilmeli?
Benim her
iki gruba da önereceğim yol, yıllar evvel bizzat aşındırdığım yol
olacaktır. Ben olsam öncelikle, bu kişilerin en çok severek
dinledikleri müziği tespit etmekle işe başlardım. Sonra da hemen her
tarzla harmanlanabilen bir müzik olan cazın bu alandaki başarılı
örnekleri sayılan albümleri dinletirdim kendilerine. Onları dinleyip
benimsedikçe, giderek caz tarafı daha ağır basan albümlere
yönlendirirdim ta ki artık dinleyip beğendiği albümlerde çalan
müzisyenleri takip etmeye, onların diğer albümlerini almaya ve
çaldıkları farklı türde cazları da merak edene ve dinleyene kadar.
İsterseniz
hemen bir kaç örnek üzerinde duralım. Diyelim ki, söz konusu rock
veya popüler müziktir. O halde başlangıç olarak ben bu kişilere,
mesela en kaliteli rock gruplarından Radioheadin parçalarını müthiş
bir şiirsellikte ve bana kalırsa, orijinalinden kat be kat daha
güzel bir şekilde- yorumlayan son yılların gözde piyanisti Brad
Mehldaunun The Art Of The Trio-Vol.IV- Back At The Vanguard
isimli albümünden Exit Music for a Film ve Largo albümünden
Paranoid Androide kulak vermelerini salık verirdim ve bu iki
parçanın Mehldaunun diğer parçalarını da keşfetmek açısından
iştahlarını kabartacağından emin olurdum.
Özellikle
vokali sevenlere ise son yılların önemli caz vokalistlerinden
Cassandra Wilsonın veya Patricia Barberın albümlerini dinlemesini
önerebilirdim. Bu şekilde Bonodan, Bob Dylana, U2ya, Stingden
The Doorsa, Simon & Garfunkela, Santanaya, Beatlesa kadar
sevdikleri pek çok parçanın caz yorumlarını dinleme şansına sahip
olurlardı. Bir başka önerim ise The Bad Plus grubu olurdu. Onlar da
klasikleşmiş rock ve pop parçalarını yorumlayan ve son yıllarda
özellikle gençler tarafından çok tutulan Amerikalı bir akustik grup.
Tabi ki E.S.T.yi de unutmamak gerekir. Bu grup da, cazı Avrupada
geniş, genç kitlelere sevdiren son derece kaliteli ve özgün İsveçli
bir triodur.
Varsayalım
cazı sevdirmek istediğimiz kişi bir klasik müzik dinleyicisi. O
zaman ben olsam hemen kendisinin önüne cazla klasiği harmanlamakta
oldukça başarılı bir Fransız piyanistin, Jacques Loussiernin,
-öncelikle Bach- ama daha sonra Satie, Vivaldi, Ravel ve Debussy
yorumlarını koyardım. Hala ilgisini çekememişsem muhakkak bir de
usta çellist Yo-Yo Manın cazın en büyük kemancılarından Stephane
Grapelli ile yapmış olduğu albümü Anything Goes u dinletirdim.
Cazı
sevdirmeye çalıştığımız kişi günümüzün latin tınılarına kendini
yakın hissediyorsa, o zaman hemen her caz müzisyeninin kariyeri
boyunca, en az bir parçasını muhakkak yorumladığı Brezilyalı büyük
besteci Antonio Carlos Jobimin albümlerine kulak vermesini
önerirdim. Aslında önerilebilecek o kadar isim var ki! Chick
Coreanın My Spanish Heart isimli albümü, Miles Davisin,
Rodriguezin ünlü Concerto de Aranjuezine yer verdiği Sketches of
Spain albümü, Norveçli piyanist Tord Gustavsenin zaman zaman latin
esintileri taşıyan Changing Places albümü, Dominik
Cumhuriyetinden piyanist Michel Camilonun albümleri, veya Charlie
Hadenın son yıllarda çıkardığı ve çoğunlukla latin baladlarına yer
verdiği albümleri (mesela Kübalı piyanist Gonzalo Rubalcaba ile
işbirliği yaptıkları Nocturne veya Land of the Sun...) Latin
müziğinden bahsederken Arjantine uğramamak olmazdı. Tango
tutkunlarına yeni tangonun yaratıcısı büyük besteci Astor
Piazzollanın vibrafoncu Gary Burton ile yaptığı The New Tango
isimli albümü de önerilerim arasında olurdu.
Laf Charlie
Hadendan açılmışken, 30ların, 40ların Hollywood filmlerine ve
tabi müziğine meftun birine cazı sevdirmek istiyorsak, ünlü basçının
Always Say Goodbye albümü tartışmasız en üst sırada yer alır.
Hatta böyle birinin, Charlie Hadenın diğer albümlerinin hemen
peşine düşmesi için bu albümden sadece Our Spanish Love Song
isimli parçayı bile dinlemesi yeter!
Günümüzün
vazgeçilmezi club müziği de caz ortamında kendisine hiç de
azımsanmayacak sayıda destekçi buldu. Burda da yine Avrupalı
cazcılar bayrağı taşımakta: Bugge Wesseltoft, Erik Truffaz, Marc
Moulin, Cinematic Orchestra hemen akla gelen isimler.
Diyelim ki
kişinin ilgi alanı doğu müzikleri. O zaman da, udi Anouar Brahem ve
Rabih Abou-Khalil hararetle önerebileceğim isimler. Her ikisi de
müzikleri cazdan oldukça etkilenmiş doğulu müzisyenler.
Bu liste
say say bitmez ve her zaman eksik kalır, o nedenle yazıyı destana
çevirmemek adına son olarak şunu ekleyerek bitirmek istiyorum:
Kulağınız sadece Türk popuna mı alışık? Korkmayın bunun da çaresi
var. Gitarist Önder Focanın Standard a la Turc albümünde
Tarkandan, Sezen Aksuya, Bülent Ortaçgilden, Candan Erçetine pek
çok ünlü şarkıcının sevilen şarkılarının caz yorumlarını
bulabilirsiniz.
Peki
ya bu yazının başlığı?
Gelelim
yazının başında çok takıldığım başlığa. Değiştirmiyorum işte!
Yukarda yer alan -hatta yer almayan- bu muhteşem albümleri
dinleyenlerin cazı seveceklerinden eminim çünkü!
Anasayfa
|