Ana Yazılar
Albüm/Kitap Önerileri
Röportajlar
|

Bernstein ve Sondheim West
Side Story'nin kadın oyuncularıyla prova yapıyorlar. |
|
Caz Senfoniyi Etkilemiş
midir, Ne dersiniz?
(Kaldığımız yerden devam: Bernsteinin
Krupaya cevabı)
Bu yazının geçen sayıda çıkan ilk bölümünü okumuş olanlarınız
hatırlayacaktır: Esquires Jazz Bookun 1947 yılı baskısında çıkan
Cazın Klasik Müzik üzerindeki muhtemel etkisi konusunda, iki
önemli müzik adamının (Caz davulcusu Gene Krupa ve Amerikan Klasik
Müziği denince akla gelen ilk isimlerden biri olan orkestra şefi,
besteci Leonard Bernsteinın) karşıt görüşlerine yer veren bir
makalenin, Krupanın fikirlerinden bahsettiği ilk bölümünü ele
almıştık. Bernsteinın Krupaya cevabını ise yerimiz kalmadığından
bu sayıya bırakmıştık. |
Bernsteinın cevabına geçmeden önce, Gene Krupanın dediklerini
kısaca hatırlatmakta yarar var: Caz kesinlikle senfoniyi
etkilememiştir! görüşünde olan davulcuya göre, bunun tersini
savunan Bernstein gibi diğer müzisyenler, caza aslında ihtiyacı
olmadığı bir saygınlık kazandırma çabasında olan kişilerdi. Krupa,
eserleri cazdan en çok etkilenen besteciler olarak bilinen
Stravinsky ve Gershwinin bile cazın ruhunda yatan o Amerikanlığı
yakalayamadığına dikkatleri çekerken, bu tip eserler yaratmaya ilgi
duyan Avrupalı bestecilere de, icra aşamasında muhakkak Amerikalı
müzisyenler kullanmalarını tavsiye ediyordu. Krupaya göre,
Amerikalı bu yeni kuşak cazcılar, hem cazın ruhunu içinde
hissedebilen, hem de ciddi müzik eğitiminden geçtikleri için bir çok
yönden Avrupalı müzisyenlerin kalitesini yakalamış kişilerdi. Gene
Krupa, sözlerini bitirirken, kendisinin böyle bir deneysel
kompozisyon üzerinde çalıştığını ve sonucu ne olursa olsun, bu
çalışmanın en azından geleceğin Amerikan Müziğinin nasıl olması
gerektiğine dair düşündüklerini ortaya koyacak olması açısından önem
taşıyacağını vurgulamıştı.
Caz müziği senfoniyi elbette etkilemiştir, bundan hiç kuşkunuz
olmasın!
Leonard Bernsteinın aynı dergiye yazdığı yazı ise hem Krupaya, hem
de bir ucundan bu tartışmaya katılmış ve davulcuyla karşıt görüşte
olan (belli bir dönemden sonra pek çok klasik müzik eserinin cazdan
etkilendiğini savunan) diğer müzisyenlere bir cevap niteliğindedir:
Eğer cazdan çok etkilenmeseydi, ciddi Amerikan müziğinin (ciddi
müzik terimi klasik müzik yerine kullanılıyor) bugünkü çehresi ve
istikameti çok daha farklı olurdu. Buna karşı çıkanların gizli
gündemleri olan ve ortamı kendi çıkarlarına göre şekillendirmeye
çalışan kişiler olabileceğine dikkati çeken Bernsteinın, bu
sözleriyle, caz ve klasik müziğin ideal sentezini bulmak için
üzerinde çalıştığı kompozisyonu nedeniyle Krupaya sataştığını
düşünmemek elde değil doğrusu.
Öte yandan, karşıt görüşü en hararetli şekilde savunanları da
uyarmadan edemiyor ünlü şef: Bunu söylemekle beraber,
Stravinskynin, Milhaudnun veya Walter Pistonın eserlerine, buram
buram caz kokuyor diye gururla dikkat çekenlerin de etkilenme ile
modaya kapılmayı karıştırdıklarını da belirtmem lazım! Haklı
olarak kendisine güveni de tamdır Bernsteinın: (Ciddi bir klasik
müzik eğitiminden geçmiş olan Bernstein, Aaron Coplandden de
dersler almıştır. Özellikle Stravinskyden çok etkilendiği bilinen
bestecinin popüler müzik ve caza da ilgisi çok büyüktür.) Eğer bu
yazımda caza karşı ciddi müziği temsil ediyorsam, tartışmaya diğer
meslektaşlarıma göre, haksız bir avantajla başladığımı itiraf etmek
isterim diye söze girer ve kendisinin sadece klasik müzikte değil,
aynı zamanda caz konusunda da bilgili ve deneyimli olduğunu ima
ederek (bir elimde Beethoven sonatı, diğerinde Archie Bleyer
-özellikle Big Band döneminin önemli yapımcılarından- düzenlemesi),
konuyu biraz da tarihi açıdan ele alma hakkını ve özgürlüğünü
kendinde bulduğunu söyler. Bernstein, 19.yüzyılın, milliyetçiliğin
oldukça öne çıktığı bir dönem olduğundan bahseder ve bu tezini
güçlendiren müzikal örnekler verir; Rus müziğinin Moussorgsky,
Norveç müziğinin Grieg, İspanyol müziğinin Albeniz, Macar müziğinin
Liszt, Çek müziğinin Dvorakın besteleriyle nasıl taçlandırıldığını
anlatır. Ama Amerikada durum farklıdır, Amerikalılar öncü ve cesur
bir toplumdur, fakat henüz kendi geleneklerini oluşturamamıştır.
Referans olarak ellerinde bir tek Avrupa geleneği vardır. Örneğin,
müzikle ciddi bir şekilde ilgilenenler, öncelikle Avrupaya gidip,
klasik bir eğitimden geçmeleri gerektiğine inanırlar, ülkelerine
dönerken de, bavullarına, Lisztin bir piyano konçertosunu veya
Wagnerin destansı bir eserini paketlemişlerdir.
Özgün Amerikan Müziği Nedir?
İşte tam bu sıralarda Amerikaya bir süre kalmak üzere gelmiş olan
Dvorak, bir yandan, Amerikalı bestecilere eserlerinde kızılderili ve
siyahi müziği gibi özgün folk müziklerinden yararlanmaları
gerektiğini önerirken, diğer yandan Afrika müziğinden etkiler
taşıyan New World Symphony (Yeni Dünya Senfonisi) eserini
besteleyerek adeta bunun nasıl yapılacağına dair ipuçları verir.
Amerikalı kompozitörler olayı hemen kaparlar ve bir anda ülkenin her
tarafından, içinde kızılderili ve siyahi müzikten unsurlar
barındıran operalar, süitler, kantatlar yükselmeye başlar.
Bernstein, kısa bir süre içinde bu yapıtların çoğunun hiç bir iz
bırakamadan unutulduğundan bahseder: Niye bunlardan şimdi kimsenin
haberi yok, biliyor musunuz? Çünkü, ciddi, dürüst, gayretli
çalışmaların ürünleri olmalarına rağmen önemli bir eksiklikleri
vardı; doğal değildiler. Bir müzik temsil ettiği ulusun
bireylerine hitap ettiği oranda ulusal olabilir ancak. Sizce
Amerikalılar kendilerini ne ölçüde kızılderili veya Afrika kökenli
hissetmiş olabilirler? Veya başka örnekler verelim isterseniz...
kendilerini ne kadar Polonyalı veya İrlandalı hissedebilirler?
Amerikan toplumunun çoğunluğuna ne tarz bir folk müziği hitap
edebilir ve bu insanlar bu müzikle ne kadar özdeşleşebilirler, bu
müziği ne kadar içselleştirebilirler?
1.Dünya Savaşı Sonrası ve Gershwin
Birinci Dünya Savaşının sona ermesiyle beraber Amerikan müziğinde
yeni bir hareketlilik başlamıştır. Ne pahasına olursa olsun özgün
olmak, Amerikan olmak ihtiyacı doğmuştur. Artık yeni bir müzik
hareketinin başlaması için Dvoraka da gerek duyulmamaktadır. Çünkü
Amerikalıların hayatına caz gibi yepyeni bir müzik hem de kalıcı
olarak- girmiştir ve bu müzik Bernsteinın olmazsa olmaz kurallarına
da uymaktadır; hem özgün, hem de hemen her Amerikalıya hitap eden
bir müziktir bu. Nihayet toplumda ortak bir payda bulunmuştur!
Dahası ortaya George Gershwin isminde Amerikalı dahi bir besteci
çıkmıştır. Ama o da Bernstein için henüz yeterli değildir.
Stravinsky gibi Avrupalı bestecilerin, caza kendi müziklerinde
adeta yapıştırır gibi- iğreti ve yapay bir şekilde yer
verdiklerinden yakınan Bernstein, Gershwinin cazı daha doğal bir
şekilde klasik müzikle harmanladığını belirtirken, Ama Gershwinin
müziğinde de kainattaki hemen her müziği bulmak mümkündür diyerek,
bestecinin müziğindeki salt etkinin caz olduğu düşüncesini reddeder.
Büyük Depresyon Sonrası Cazın Kalıcılığı
Amerikan tarihi paralelinde düşünmeye devam eden Bernstein Büyük
Depresyon sonrası Amerikada başlayan ve geleneğe, değerlere geri
dönüş, bir nevi yeni bir muhafazakarlık döneminin nihayet Yeni
Amerikan tarzı müziğin doğuşuna yol açtığından bahseder: Gelinen
bu noktada, o güne kadar Amerikan tarihinde yaşanan olayların ilk
defa sindirilmeye başlanıp, bilinçaltında yepyeni, gerçek ve doğal
bir Amerikan tarzının ortaya çıktığına şahit oldum ve işte pek çok
özelliğini caza borçlu olan müzik esas bu dönemin Amerikan
müziğidir. Burda caz derken tam olarak neyi kastettiğini ortaya
koymak gerektiğini de hisseder: Sakın günümüzün popüler müziğini
cazla karıştırmayın. Popüler müziğin,ciddi olarak
değerlendirdiğimiz hiçbir müziği etkilemediği ve bundan sonra da
etkileyemeyeceği gerçeğini önce bir ortaya koyalım. Çünkü popüler
müzik para kazanmak için yaratılır ve icra edilir. Paranın akışı
bitince de ölür. Bu müzik taklitçi, duygulardan yoksun, alışılmış
kalıpların dışına çıkamayan bir müziktir. Bu arada kendisinin de
severek dinlediği popüler şarkılar olduğunu söylemekten çekinmez:
Mesela, I Get a Kick Out of You şarkısını o kadar severek
dinlerim ki, keşke ben bestelemiş olsaydım diye yakındığım zamanlar
olur. Ama bu kesinlikle bu parçanın bestecisi Cole Porterın ciddi
müzik üzerinde bir etkisi olduğunu göstermez. Nitekim katiyen
etkilememiştir de! Bu konuda görüş bildiren bazı müzisyenlerin,
Fascinatin Rhythm şarkısının Senfonik müziği etkilediğinden
bahsettiklerini duydum. Ama yanıldıkları nokta şu: Gershwinin o
parçada kullandığı ve kulağımıza kesik kesik gelen büyüleyici
cümlelerin kökeni doğaçlama caza dayanır, başka bir şeye değil.
Demek ki aslında incelememiz ve üstünde önemle durmamız gereken caz
müziğidir!
Cazın En Etkileyici Özelliği: Ritmi!
Daha sonra Bernsteinın, cazın klasik müziği nasıl etkilediğini
ayrıntılı bir şekilde anlatmak için oldukça teknik bir dil
kullanmaya başladığına tanık oluruz. Ama kısaca ifade etmek istediği
şudur: Müzik, melodi, armoni, ritim, form, kontrpuan ve renk olmak
üzere altı ana bölümden oluşur. Caz, klasik müzik bestecilerini bu
alanların hepsinde etkilemiş olmasına rağmen, aralarında en iz
bırakanı tartışmasız ritimdir. Caz deyince akla hemen senkopun
geldiğine işaret eden besteci, sözcük anlamının kısaltma, kesme
olan bu terimin müzikal olarak, zayıf bir notayı vurgulamak, hiç
beklenmedik bir yerde vurgulama yapmak, ya da bir notayı beklenenden
biraz erken veya sonra çalmak anlamına geldiğini anlatır uzun uzun.
Sonra bu beklenmedik naif vurgulamaların, ya da diğer bir deyişle
vurgunun yerini değiştirmelerin Çarlistonu, Rumbayı, Kongayı ve
başka tarzları ortaya çıkardığını anlatır. Yani bestecilerin caz
ritmini olduğu gibi ödünç alıp, iğreti olarak klasik müziğe
yapıştırdıkları o yapay, sırıtan çalışmalar geride kalmıştır. Artık,
müzisyenlerin içselleştirerek kullanmaya başladıkları caz ritmi,
giderek bu modern eserlerde kendisine yeni bir yaşam, farklı bir
kişilik bularak etkisini göstermeye başlar ve tüm bunlar zorlama
değil, belli bir doğal süreç içinde meydana geldiğinden de kalıcı
bir nitelik taşır. Bernstein, artık Amerikalı besteciler için cazın
unsurlarını ve özellikle ritmini kullanmanın, olağan ve yaygın bir
hale geldiğini kendisinden de bir örnek vererek anlatmaya çalışır:
Jeremiah isimli senfonimin skerzo bölümü eminim hiçbirinize cazı
çağrıştırmıyordur; ama hiç şüpheniz olmasın ki, caz, hayatımın bu
kadar ayrılmaz bir parçası olmasaydı ben o bölümü kesinlikle
yazamazdım!
Sözlerini şöyle bitirir usta müzisyen: Bu konuya ilgi duyanlara
Coplandın, Harrisin, Sessionsın, Schumannın ve Barberın
eserlerini dikkatli bir şekilde dinlemelerini ve incelemelerini
öneririm. Benim için bu kadar bilgi yeter diyenlere de Amerikan
klasik müziğinin ve cazın en iyilerini dinlemelerini, gerisine de
boşvermelerini salık veririm. Çünkü, etrafınızı çevreleyen tüm
farklı analiz ve teşhislere rağmen, caz ve klasiğin müthiş sentezi
önlenemez bir şekilde devam ediyor!
O Günden Bugüne Neler Değişti?
Tüm bu yazılar 1947 yılında kaleme alınmıştı. Şimdi bu tartışmaların
üstünden yaklaşık 60 sene geçti. Bunun sağladığı avantajla,
isterseniz biz de, o günden bugüne bu alanda neler olduğuna bir göz
atalım: Krzysztof Penderecki (Actions/1971) ve Sir Michael Tippett
(Third Symphony/1970-72) gibi birkaç besteci dışında cazdan ciddi
bir şekilde etkilenen ve bunu eserlerine büyük bir içtenlikle
yansıtan başka hangi klasik müzik bestecisi olmuştur derseniz, akla
iki isimden fazlası gelmiyor: Leonard Bernstein ve Gunther Schuller
(Caz ve klasik müziğin birleşmesinden doğacak üçüncü bir müzik
akımının öncülüğünü yapmayı hedefleyen, ama kısa ömürlü olan 3rd
Stream Music -Üçüncü Akım Müzik- hareketinin öncüsü.)
Bernsteinın 40ların sonunda ortaya çıkardığı eserler, belki 1944
yılında bestelemiş olduğu Fancy Free balesi -kadar jazzy değildi
ama On the Town ve 1957 yılında büyük ses getiren West Side
Story yer yer caz kokuyordu ve kendisinin de belirttiği gibi
Bernstein, caza bu kadar ilgi duymasaydı belki de bu eserleri hiç
besteleyemeyecekti.
Esas Tartışılması Gereken Başkaydı!
Farkındaysanız, iki sayı boyunca sizlere iletmeye çalıştığım bu
ilginç makalede üzerinde tartışılan ana konu cazın klasik müziği
etkileyip, etkilemediğidir. Bugün geldiğimiz noktada bunun pek de
önemli bir tartışma konusu olmadığını en azından ortaya çıkan
başarısız sonuçlardan görebiliyoruz. Ama satır aralarında belki
ikincil önemde, yükses sesle olmasa da, başka bir şey daha
tartışılıyordu: Avrupalılar gibi, biz Amerikalıların da sonunda
gururla sahip çıkacağı özgün bir klasik müzik geleneğimiz olacak
mı? Bence esas üstünde durmamız gereken, her iki müzik adamının da
gözardı ettiği konu bu aslında. Gene Krupa ve Leonard Bernstein
cazın klasik müzik üzerine etkileri konusunda her ne kadar karşıt
fikirler de üretseler, yöntemler açısından farklı düşünseler bile,
ikisi de aslında şunda hemfikir: Amerikan toplumunun, özgün bir
klasik müzik geleneğine sahip olması için gerekli malzeme yani caz
müziğinin unsurları- hazırdır. Tek yapılması gereken klasik müzik
bestecilerinin bu müziği içselleştirip, ideal bir sentez
bulmalarıdır. Bu da er veya geç, öyle ya da böyle başarılacaktır!
Bugün, bu makalenin çıkmasından yaklaşık 60 sene sonra ise bunun
amacından ne kadar saptırılmış bir tartışma olduğunu görebiliyoruz
artık. Amerikalıların, onları saygın bir şekilde temsil edecek özgün
bir klasik müziğe ihtiyacı aslında hiç olmamıştır. Çünkü caz zaten
tek başına hatta özellikle hiç dokunmadan, zoraki sentezlere
gitmeden- Amerikalıların ulusal müziği olmuştur. Başka yerlere
bakmaya, başka çözümler aramaya, klasik müzikle arasında zoraki
bağlar kurmaya çalışıp, -Gene Krupanın da başka bir bağlamda dediği
gibi- caza katiyen ihtiyacı olmadığı bir saygınlığı kazandırmanın
bir anlamı yoktur.
Bunu önce Avrupalılar ve seneler sonra nihayet Amerikalılar da
görecektir; ABD Kongresi, cazı bireysel ifadenin mükemmel bir
modeli ve nadir ve çok değerli bir Amerikan ulusal hazinesi
olarak tanımlayan kararnameyi bundan sadece 16 yıl önce, 1987
yılında kabul eder!
|
|