ana yazılar

Ana Yazılar
 

Albüm/Kitap Önerileri


Röportajlar


 





 

Ben bir Açık Radyo Dinleyicisi Değilim!

“Herkes milletvekili, bakan, hatta cumhurbaşkanı olabilir... ama Açık Radyo dinleyicisi olamaz!” Radyo’nun sadık dinleyicilerinden biri Açık Radyo’ya yazdığı bir yazıda duygularını böyle ifade etmiş. Andante’nin bu sayısına, sekiz senedir programcısı olduğum Açık Radyo hakkında bir yazı yazmak isteyince, ilk iş dinleyicilerimin bana ve Radyo’nun iletişim sitesine (www.acikradyo.com.tr) yolladıkları e-postalara bakmak oldu. Yazımı başlattığım cümleyi önce, bir Açık Radyo severinin –kendi ifadesiyle “sapığının”- Radyo’ya olan içten sevgisinin, coşkulu, bolca şımartmalı, mizahi bir dışa vurumu olarak algıladıysam da, sonra bu ifadenin daha derin bir anlamı olduğunu farkettim ve acaba ben bir Açık Radyo dinleyicisi miyim diye kendimi sorguladım. Cevabı ne yazık ki çok aramam gerekmedi: kesinlikle değildim!

 

Tamam, sabah kalkar kalkmaz yüzümü yıkamadan radyoyu açıyorum ve Açık Gazete’yle günüme başlıyorum... Araba radyosunun ekranı her zaman 94.9 FM frekansını gösteriyor... En sevgili dostlarım bu radyonun programcıları...Bir araya gelince ana sohbet konumuz hep radyo oluyor ve evet sekiz senedir hiç ara vermeden bu radyoda program yapıyorum.

Bunların hepsi doğru ama ben yine de bir Açık Radyo dinleyicisi değilim!

Niye mi?


Açık Radyo’yu dinleyemiyorum diye yaz tatilimi hiç kısa kesip İstanbul’a geri dönmedim!

Verici zayıflığından dolayı evde düzgün dinleyemiyorum diye, radyonun sinyalinin ulaştığı yüksek bir tepe bulabilmek için arabayla iki saat dağ tepe dolaşmadım!

Açık Radyo RTÜK tarafından iki hafta süreyle kapatıldığında, “bu radyonun sessizliği bile güzel” deyip, her gün yine de 94.9 FM frekansına kulak kabartmadım!

“Şimdi ona takılırsam Açık Radyo’da kimbilir neler kaçıracağım” kaygısıyla televizyonu evden yollamadım.

“Ne kaparsam kardır” deyip hiç kapamadan günlerce sürekli Açık Radyo dinlemedim.

Eş dost Açık Radyo’ya verdiğim önemi bilir ama yine de şehir dışında yaşayanlar, sesimi duymak için bana telefon açtıklarında, hal hatır sorduktan sonra bir de Açık Radyo’yu sormazlar.

Yakın çevreme Açık Radyo’da beğendiğim programları tavsiye etmişimdir ama bu programları paket paket kaydedip kimseye hediye etmişliğim yoktur.

Sabahları “Açık Gazete”de Ömer Madra’yı dinleyerek “demokrasi” “insan hakları” “barış” gibi kelimeleri telaffuz etmeyi öğrenen bir muhabbet kuşum ise hiç olmadı.

Hayatımı iyiden iyiye Açık Radyo’ya endeksleyerek, zamanı tayin etmek için bile kol saati yerine radyonun ekranındaki geri kalmış saati kullanıp işe geç kalmadım. Üstelik bundan ders almak yerine, yegane çözümün radyonun saatini yeniden ayarlaması olduğuna inanıp, yönetime bir yazı yazıp bu konuda uyarmadım.

RTÜK’ün Radyo’yu kapatacağı ortaya çıkınca, çok üzüldüğüm halde, Radyo yönetimine “Bizim üzüntümüzü paylaşmanızı ve teselli edecek bazı şeyler söylemenizi bekliyorum. CİDDİYİM!... Ben sizin üzüntünüzü paylaşamam, esas acı çeken benim ve teselli etmek sizin göreviniz!” diye bir yazı göndermek aklıma gelmedi.

Ressam değilim, ama olsaydım en beğendiğim eserlerimden biriyle Açık Radyo’nun duvarlarını süsler miydim?

Bir ara uzunca bir süre verici sinyali azalıp da Radyo’nun sesini zor duyar hale gelince, “el radyomu alıp bahçedeki kiraz agacına çıkıyom, tepedeki sağ dalın üstüne oturunca sinyal düzeliveriyo... ve fekat, kulaklığın kablosunu yapraklara dolaştırınca azıcık kulağım acıyo...” diye Radyo’nun biçare, üzgün yönetimine bu kadar sıcak serzenişte bulunmadım, dahası serzenişin bu kadar sıcağını, bu kadar zarifini de hiç duymadım!

Programların amiral gemisi Açık Gazete’nin yapımcısı Ömer Madra’ya bir yazı göndererek, “Açık Gazete'yi bırakmayacağını, hayat boyu sürdüreceğini bildiren bir taahhütname hazırlayarak evini barkını dinleyicilerine ipotek etmesini istemek aklıma gelmedi.

Çok beğendiğim bir evi almak üzereyken, Açık Radyo yayınını almadığını öğrenince satın almaktan vazgeçmedim!

Kendi programım dahil, beğenerek takip ettiğim hiç bir Açık Radyo programını, programcısına “ihtiyacı olduğunda, arşivimden faydalanabileceğini” söyleyebilecek kadar komple ve mükemmel bir şekilde, senelerce hiç kaçırmadan baştan sona kaydetmedim.

Ve işte bu yüzden ben hiç bir zaman gerçek anlamda bir Açık Radyo dinleyicisi olamadım. Ama olanlar, yukarda sadece çok azını alıntılayabildiğim bu yazıları gönderenler, tam tamına 2120 gerçek Açık Radyo dinleyicisi, geçen sene bu zamanlarda Açık Radyo bir darboğaza girdiğinde Ömer Madra’nın ifadesiyle, “Açık Radyo hep bugüne kadar sürdürdüğü çizgiyle, ahlaki doğrularıyla, muhalif sesiyle varolsun, bunu sonraki nesillere miras bıraksın diye, kısacası sadece Açık Radyo Açık Radyo olduğu için, onu manen ve maddeten destekledi. Dünyada eşine ender rastlanır birşey yaptı, mini bir tarih yazdı.

Dinleyicilerimden biri, gönderdiği yazıda bir Afrika kabilesinin güzel bir geleneğinden bahsetmişti. Kabilede herkesin –yakında doğacak bebeklerin bile - bir şarkısı vardı. Doğduklarında, hayatları boyunca önemli dönemlerinde ve ölüm döşeklerinde söylenen hep aynı şarkıydı. Çünkü bu kabilenin inancına göre, gerçek dost senin şarkını duyan ve ihtiyacın olduğunda sana tekrarlayandı.

Açık Radyo Dinleyicileri belli ki Radyo’nun şarkısını duymuşlardı!


Anasayfa