İki Chopin eserini bis olarak seslendiren Barenboim,
alkışların bir türlü dinmediğini görünce, yüzünde şakacı bir
tebessümle: Çalmaya devam etmeyi ben de istiyorum. Ama acaba bu
sefer farklı bir şey çalsam mesela caz- itiraz eder misiniz? diye
sordu.
İtiraz? Buenos Aires doğumlu bir müzisyen olarak zaman zaman tango
ve diğer Güney Amerika müziklerini de yorumlayan Barenboimu bir
caz kombosuyla çalarken dinleme şansına kim, neden itiraz
edebilirdi? İlahi Daniel! O, bir sonraki albümünde çalacağı Take
the A-Train, Do Nothing Till You Hear From Me ve Squatty Roo
gibi Duke Ellington klasiklerini grup arkadaşlarıyla seslendirirken,
izleyiciler tanık oldukları bu 19. yüzyıl sonu Liszt romantizmi ile
Ellingtonın sofistike caz kokteylinden adeta sarhoş olmuşlardı.
Chicago Sun-Times gazetesinden alıntıladığım bu haber çok
şaşırtıcı değil. Gerek Türkiyede, gerek yurtdışındaki pek çok
klasik müzik konserinde benzeri olaylar yaşanmıştır elbette. Burda
işaret etmeye çalıştığım,1920lerde cazın yükselişiyle inşa edilmeye
başlanan ve kısa zamanda klasik müzik ile caz müziği dünyalarını
birleştirmeyi başaran köprüdür ve bu köprünün trafiği de çok
yoğundur.
Yanlış Kanı
Sokaktaki insan için klasik müzikçiler (=besteciler ve müzisyenler)
zamanın müziğine ilgi duymayan, fildişi kulelerinde kopuk bir
yaşam süren kişiler gibi görünse de işin aslı pek de öyle değildir.
Beste yaparken, klasik müziğin ustalarının kulakları aslında çoğu
kez çevrelerini kuşatan seslerdeydi: Rönesans kompozitörlerinin
kilise halkı için yaptıkları müzikte günün şarkılarını temel
aldıkları bilinir. Gustav Mahlerin senfonilerinde zaman zaman
kulağınıza Klezmer müziği ve folk dansları çalınır. Örnekler
çoğaltılabilir. İşte, 1910- 20lerde ragtime ve caz ilk duyulmaya
başlandığında, Avrupa ve Amerikada bulunan klasik müzik bestecileri
bu yeni müzik türüne karşı kayıtsız kalmadılar, hatta caz,
alışılmışın dışındaki ritm ve cesur armonileriyle bu müzisyenleri
kendine hayran bıraktı.
Igor Stravinskynin cazla ilk deneyimleri tatmin edici olmaktan epey
uzaktı. Ne de olsa bu müziği canlı olarak dinlemeye pek fırsatı
olmamıştı. Ama zamanla cazın, bestecinin müziğine derin bir şekilde
nüfuz ettiğinden, Stravinskynin ritm anlayışını bile etkilediğinden
bahsedilir. (Bu arada, köprü trafiğinin ters yöne de aktığından
bahsetmek lazım. George Gershwinin Maurice Ravelden kompozisyon
eğitimi alma teklifini, Fransız bestecinin geri çevirdiği gizli bir
olay değildir. Ravelin onu reddetme nedeni, aynı zamanda bestecinin
ne kadar vizyonu geniş bir insan olduğunun da kanıtıdır: Gershwin
niye üçüncü sınıf bir Ravel olmayı ister, daha şimdiden birinci
sınıf bir Gershwin iken?)
Debussynin Golliwogs Cakewalk ve Stravinskynin Ragtime,
LHistoire du Soldat ve Piano Rag Musici besteleyeli neredeyse
yüzyıl geçti. Ama bu uzun süre içinde klasik yakasından caz yakasına
köprü üzerinden geçiş ne hızlandı ne de kolaylaştı.

Fransız piyanist Jean-Yves Thibaudet
It dont mean a thing if you aint got that swing!
Klasik müzik icra edenlerin olağanüstü teknik yetenekleri olabilir.
Ama iş caz çalmaya gelince, o müthiş tekniğin bir manası
kalmayabilir. Swingsiz, daha da önemlisi doğaçlamasız caz
düşünülemez çünkü. Bunlar cazın olmazsa olmaz öğeleridir...cazın
kalbi ve ruhudur. Ravel, Debussy ve Liszt yorumlarıyla uluslararası
klasik müzik arenasında ünlenen, Bill Evans ve Duke Ellington
albümleri de çıkararak caz konusunda da tecrübe edinmiş olan Fransız
piyanist Jean-Yves Thibaudetye göre klasik müzikçiler için en zor
şey doğaçlama, sonra da ritm.
Mozart ve Beethoven da doğaçlama çalardı
Aslında bir zamanlar profesyonel klasik müzik bestecileri için
doğaçlama vazgeçilmez bir unsurdu. Barok çağın klavyecileri,
günümüzdeki caz akor tablolarının benzerlerine bakarak hangi
notalara basacaklarını çıkarabilirlerdi. Aynı şekilde dönemin
şarkıcılardan da, melodileri şaşaalı doğaçlama süslemelerle
donatmaları beklenirdi. Özellikle kariyerlerinin başlarında Mozart
ve Beethovenin basit melodileri doğaçlamalarıyla
zenginleştirdikleri ve bunun için izleyenlerden epey övgü aldıkları
bilinir.
Ama orkestraların doğuşu, notaya dökülmüş müziğin kitlelere
ulaştırılması ve besteci-icracı kimliğinin giderek yok olmasıyla
doğaçlama da yavaş yavaş klasik müzik ortamında geçerliliğini
yitirdi. Klasik müzik eğitimi veren okullarda doğaçlama
öğretilmiyor, klasik müzik icracıları profesyonel hayatlarını
notadan müzik okuyarak geçiriyorlar. (Bildiğim kadarıyla şimdilerde
klasik müzikte doğaçlama eğitimi bir tek Fransada var. O da Paris
Konservatuarında org öğrencileri için açılan doğaçlama dersi. Bu
orgcular aslen kilisede çalmak üzere yetiştiriliyorlar ve zaman
zaman ortama göre doğaçlama çalmak durumunda kalabiliyorlar.)
Klasik müzik eğitimi almış çoğu müzisyen doğaçlama yapmaktan
çekinir
Bırakın bir sürü dinleyicinin önünde doğaçlama çalmayı, bunu
yapmayı hayal etmek bile ne kadar mükemmel bir eğitim almış olursa
olsun- klasik müzik icracılarında paniğe sebep olabilir, diyor
klasik müziğin en ateşli, en tutkulu çalan kemancılarından biri olan
Nadja Salerno-Sonnenberg. Cazın saygın piyanist ve
bestecilerinden biri olan Güney Afrikalı Abdullah İbrahim ile
yapılan bir röportajda doğaçlama ile klasik müziğin ilişkisi
hakkında yaptığı analoji Salerno-Sonnenbergi köprünün öte
yakasından destekler nitelikte: Caz müziği, formülü ve kavramı
sosyal dinamikler içeren tek müzik türüdür. Mesela, klasik batı
müziğine bir bakın. Formülü Endüstri Devrimine dayalı. Müzisyenleri
yöneten bir orkestra şefi var ve herşey tam doğru olmak zorunda.
Bir fabrikadaki üretim bandı gibi yani. Bağımsız düşünmek yasak.
Müzisyenler solo çalmaktan acaip korkuyorlar. Bir kere klasik müzik
çalan 18 müzisyenle çalışmıştım. Solo yapmak isteyen var mı diye
sordum. Bir kişi bile çıkmadı. Yanlış yapabilme endişesi içlerine
işlemiş. Halbuki caz dediğin doğaçlamadır, solo çalmaktır.

Nadja Salerno-Sonnenberg
Salerno-Sonnenberg aslında klasik müziğin sınırlarının ötesine kaç
kez çıkmış, hem de burdan değişik yönlere doğru gitmiş bir müzisyen;
Klezmer, rockn roll, Doğu Avrupa Roman müziği. Ama sıra caz
kemancısı Mark OConnorın kendisini düşünerek bestelediği
İki Keman için Konçertosunu bir konserde onunla beraber çalmaya
gelince, farklar ortaya çıktı, diyor Salerno-Sonnenberg; OConnor
kendi kadanslarını tamamen doğaçlama çalarken, ben kendiminkileri,
önceden notaya dökmüş ve üzerinde epeyce çalışmıştım. Zaman zaman
ilham geldiğinde ben de caz çalıyorum. Ama kesinlikle sahneye çıkıp
caz çalmam diyor, daha doğrusu caz çalabiliyorum diye sahtekarlık
yapmam!
Kemancının söylediklerinden yola çıkarak, klasik müzik dünyasından,
caz çalmayı denemiş bir sürü isim sayabiliriz, ama yukarda
bahsettiğimiz anlamda swingiyle doğaçlamasıyla bu işi
kotarabilen müzisyen sayısının çok da fazla olmadığını biliyoruz.
Klasik Müzikçiler arasında caza rahatlıkla uyum sağlayanlar da
var
Yine de bazı klasik müzik icracıları bu köprüyü rahatlıkla geçip
suyun öteki yakasındaki caz dünyasına başarıyla ulaşıyorlar.
Örneğin, kemancı Itzhak Perlman, klarnetçi Richard Stolzman,
kendileri için caz kompozitörleri tarafından bestelenen parçaların
yapıları içinde sınırlı da olsa, doğaçlama deneyimi yaşamış klasik
müzik icracılarıdır.
Daha yakın bir örnek de Türkiyede de konserler veren İngiliz
kemancı Nigel Kennedy. Kennedy bir öğrenci olarak ünlü
kemancı Yehudi Menuhinden ders alırken, bir çok kez onun caz
kemancısı Stephane Grapelli ile konser verdiğine tanık oluyor. Cazla
ilgisi böyle başlıyor ve doğal yeteneği sayesinde bu yolda başarıyla
ilerlemeye devam ediyor.
Eğer geçen ay İş Sanattaki konserine gittiyseniz Fransız piyanist
Jacques Loussiernin de ne rahatlıkla Bach, Vivaldi, Satie ve Ravel
eserlerini, hatta Üsküdara Gider iken/Katibim isimli anonim
türküyü bile caz akorlarıyla doğaçladığına tanık olmuşsunuzdur.
Türkiyeye dönersek, 2000 yılında Jacques Loussier ile
beraber Take Bach isimli, Bachın caz yorumlarına yer verdikleri
bir albüm çıkaran Güher, Süher Pekinel piyano ikilisinden
bahsedebiliriz. Onlar da cazın çekiciliğine karşı koyamayan klasik
eğitim almış müzisyenlerden. Bu maceradan vokalistler de nasibini
almış. İlk akla gelen, operanın önde gelen divalarından soprano
Renée Fleming. (diğer kayda değer olanları da Eileen Farrell ve
Sylvia McNair) Fleming, müzik eğitimi görürken her Pazar gecesi bir
kulüpte caz standartları söyleyerek geçimini sağlamış uzun süre.
Caz çalmak klasik müzik dünyasındaki pek çok müzisyene
beklemedikleri faydalar sağlamıştır
Kulüpte scat söylemeye başlamıştım. Bu bana, Handel ve Bel
Canto repertuarını seslendirmemde hiç beklemediğim bir şekilde
yardımcı oldu, diyor Fleming ve bir kaç sene önce Pariste
Handelin Alcinasının provasını yaparken, Barok müzik konusunda
çok saygın bir uzman olan müzikolog, orkestra şefi, müzisyen William
Christienin ona söylediklerini aktarıyor: Burda caz deneyiminden
faydalanmanı istiyorum. Ne yaparsan yap, yoğun bir ifade görmek
istiyorum performansında! Barok ile caz arasında çok net bir
bağlantı var. diye özetliyor aklındakileri Fleming.
Fransız piyanist Thibaudet ise Caz benim hayatımı zenginleştirdi ve
hayal dünyamda yeni kapılar açtı, diyor. Caz, yorumlarıma bir
özgürlük, esneklik getirdi. Daha evvel bende varolmayan ve günden
güne gelişen tohumlar ekti.
Düz ve kolay bir yol olmadığı belli bu iki farklı yakayı birleştiren
köprünün, ama çift yönlü olduğu kesin. Bu yazımızda klasik dünyadan
caza giden yoldan bahsettik, önümüzdeki sayılarda da diğer yöne
değineceğiz.
|