ana yazılar

Ana Yazılar
 

Albüm/Kitap Önerileri


Röportajlar


 




 
   

The Gates of Heaven, Right or Wrong

7 Haziran’da besteci, piyanist Selen Gülün’ün “The Gates of Heaven, Right or Wrong” (=Cennetin Kapıları, Doğru veya Yanlış) isimli eserinin dünya prömiyeri Londra’nın doğusundaki Kent Valiliği’ne bağlı Dartford’da bulunan Mick Jagger Centre’da yapıldı.

Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nde öğretim görevlisi ve bir caz piyanisti olarak tanıdığım Selen’le modern müzik alanındaki bu başarısı üzerine sohbet ettik.

 


Selen her şeyden evvel seni bu başarından dolayı tebrik etmek istiyorum. Projeyi bize anlatır mısın?

Teşekkürler. Bu proje British Council Visiting Artist Scheme, Dartford Borough Council, The Mick Jagger Centre for the performing Arts, Village Concerts ve Dartford Senfoni Orkestrasının ortaklaşa desteklediği bir proje. Bu projeye davet edilen besteci altı hafta boyunca Dartford’da yaşayarak, buranın Senfoni Orkestrası ile karşılıklı çalışmalar yürütmek ve bu süre içinde dünya prömiyeri yine aynı orkestra tarafından yapılacak olan bir “Modern Müzik” eseri yazmakla yükümlü.

Peki bu projeye sen nasıl seçildin?

Herşey, Dartford Borough Sanat ve Kültürü Geliştirme Konseyi yöneticilerinden Dr. David Osbon’un beni bu proje için davet etmesiyle başladı. David, İstanbul Teknik Üniversitesi MİAM’da (=Müzik İleri Araştırmalar Merkezi ) bir yıl ders vermişti. Bu proje için genç bir kompozitör ararken İTܒde danıştığı Amerikalı besteciler kendisine benim ismimi vermişler. Ben de kompozisyon bölümünde yüksek lisans yapıyordum ve tez aşamasındaydım. Davet üzerine başvurumu yaptım ve kabul edildi. Böylece 24 Mart- 9 Mayıs 2003 tarihleri arasında gerçekleşen bu projede Dartford, Kent valiliğinin misafiri olarak yeraldım. Beste yapmaya İngiltere’de başladım ve bu süre zarfında 12.5 dakikalık ve birbirine bağlı iki bölümden oluşan “The Gates of Heaven, Right or Wrong” ismini verdiğim eseri bitirdim.

Eser nasıl ortaya çıktı, esin kaynakların neler oldu?

Bu eseri bestelemeye başladığımda Irak savaşı da başlamıştı. Dartford’da geçirdiğim süre zarfında bu beni etkilemeye devam etti. Küçükken, dünyamızın bundan çok daha farklı bir noktada olacağını düşlerdim ve bu tip bir ayrımcılığın hala varolabileceğini düşünemezdim. İşte eseri böyle bir hayalkırıklığı içinde yazmaya başladım. Ama sonraları yavaş yavaş iyimserliğimi yeniden kazandım. İngiltere’de geçirdiğim altı hafta süresince kazandığım tüm bilgiyi esin kaynağı olarak kullandım ve bunun sonucunda ortaya kültürlerarası birebir etkileşimden doğan iki bölümlü programlı bir eser çıktı.


Eserin ilginç bir ismi var. Bununla anlatmak istediğin nedir, biraz açar mısın?

Eserin ismi cennete giden iki kapıyı tasvir ediyor. Dini anlamda kullanılmayan ‘cennet’ burda kişisel mutluluğu ifade ediyor. Hayat yolculuğundaki doğru ve yanlışlarımız değişken olabiliyor. Eserin iki bölümü –iki kapı- stil olarak birbirinden farklı da olsa, benzer ritmik figürleri kullandıklarından aslında birbirlerine bağlılar da. Birinci bölüm ritim ve armoni açısından ikinciye göre daha karmaşık. Bölümleri özellikle bu “Doğru”, bu “Yanlış” diye adlandırmadım. Vurgulamak istediğim, kişisel mutluluğu yakalayabilmek için her iki fırsatın da değişken olarak her zaman ve herkes için varoluşuydu.

Sonra Türkiye’ye geri döndün ama yaklaşık bir ay sonra, bu sefer eserinin dünya prömiyeri için tekrar İngiltere’ye gittin. Prömiyer nasıl geçti?

“Gates of Heaven”ın dünya prömiyeri 7 Haziran’da yapıldı. Orkestra’da aynı zamanda modern müzik performansı ile ünlü BBC Senfoni Orkestrası’ndan elemanlar da vardı. Performans çok başarılı geçti ve eleştiriler çok olumluydu. Sanırım bundan böyle, British Council, Dartford ve benim öğretim görevlisi olduğum Bilgi Üniversitesi arasındaki ilişkiler gelecekte yeni projeler ile devam edecek.

Bu eseri bestelemek dışında projenin sana kazandırdığı başka şeyler oldu mu?

Elbette. Daha çok müziğin kültürler arası bir köprü olması amacıyla yola çıkılmış bu projede amaç sadece bestecinin eser yazması olmadığı için, aynı zamanda çevredeki okullarda bestecilik üzerine workshoplar yapmak, orkestranın provalarında karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak gibi fırsatları da yakalamış oldum. Bu çerçevede, Wilmington Grammar Boys School’da bestecilik üzerine üç derslik bir seminer verdim. Caz bestecisi ve piyanisti olmam bu seminerlerde bana çok yardımcı oldu. Beraber çalıştığım çocuklar ondört yaş gurubuydu ve bestecilik tekniklerinin her alanda aynı olduğunu görmenin ve dinlemenin çok etkileyici olduğunu söylediler.

Benim esas bildiğim tanıdığım senin cazcı yanın. Dartford’da bu alanda da bir şeyler yaptın mı?

Berklee Müzik Okulu’nda okurken, kendi parçalarımı çalmak için “Just About Jazz” ismini verdiğim uluslararası bir grup kurmuştum. Yakında bu grupla bir konser esnasında kaydettiğim bir albümüm çıkacak. Bu grubun elemanlarından İsviçreli basçı Patrick Zambonin Londra’da gayet iyi tanınan bir müzisyen. Dartford’da, onunla birlikte, “Just About Jazz” havasında, aralarında ünlü İngiliz davulcu Tim Giles’ın da bulunduğu bir Quintet oluşturarak, 23 Nisan’da Dartford Mick Jagger Centre’da yine kendi bestelerimden oluşan bir konser verdim. Basın benim oraya modern müzik bestelemek için gittiğimi bildiğinden, bu konsere özel ilgi gösterdi. Konserle ilgili canlı radyo programı ve iki röportaj verdim.

Selen Gülün, 31 yıllık hayatına bir çok şey sıkıştırmayı bilmiş. 7 yaşındayken İstanbul Belediye Konservatuarı’nda piyano derslerine başlamış. ‘90’ların başında ‘ya müzikte başarılı olamazsam’ kaygısıyla, işletme okumak üzere üniversiteye başladığında, piyano ve kompozisyon derslerini de ihmal etmemeye özen göstermiş, hatta bir ara gelmiş geçmiş en başarılı piyanistlerimizden Aydın Esen’in öğrencisi bile olmuş.
1998’de Selen Gülün iki sene eğitim gördüğü Berklee Müzik Okulu’nda “caz kompozisyonu” bölümünden iftiharla mezun olmuş. Bu süre içinde Charles Mingus ödülünü ve bursunu da kazanmayı başarmış.
“Esas ilgi alanım bestecilik” diyor Selen Gülün ve Bilgi Üniversitesi’nde de bu konuda dersler veriyor. Bunun dışında çıkardığı albümleri ve verdiği konserleri, bestelerini seslendirmeye yönelik çalışmalar olarak nitelendiriyor.

Amerika’nın ünlü caz dergisi Downbeat’in her sene farklı kriterlere dayanarak bir çok değişik kulvarda oyladığı “Yılın En İyi Caz Müzisyenleri” anketi vardır. Bu kategorilerden biri de “TDWR” olarak kısalttıkları “Talents Deserving Wider Recognition” (= Daha Fazla Tanınmayı Hak Eden Yetenekler”) kategorisidir. Selen Amerika’da yaşamadığı için bu listede yer almıyor, ama Türkiye’nin “TDWR” listesi yapılsa en üst sıralarında olacağından hiç kuşkum yok.





 
Anasayfa